GECE YOLCULUKLARI

DÜŞÜNEN VE SORGULAYANLAR İÇİNDİR

ÜLKEMİZ ÜZERİNDEKİ OYNANAN OYUNLAR Nisan 23, 2008

Kategori: Güncel — geceyolculuklari @ 8:24 pm

TETİĞİN ARKASINDAKİ ELLER

Büyük ortadoğu projesinin senaryasonu yazan senaristler yeni yeni oyunlar planlayarak bu oyunlarını aşama aşama bir bir sahneye koymaktadırlar.Bu güçler Nilden Fırata uzanan BÜYÜK İSRAİL DEVLETİNİ KURMAK İÇİN OLANCA VAR GÜÇLERİYLE ÇALIŞMAKTADIRLAR.

OYUNUN BİR AYAĞINDAKİ ÜLKE TÜRKİYE

Bulunduğumuz konum itibarı ile yer aldığımız bu coğrafyada ülkemiz iranla birlikte israilin bu büyük emellerinin gerçekleşmesine mani olabilecek, iki güçlü ülkeden birisidir.Dolayısı ile bu güçlerin bir şekilde bertaraf edilmesi veya zayıf düşürülmesi lazımki israil hedeflerine ulaşabilsin.

BUGÜNÜ ANLAMAK İÇİN DÜNÜ ANLAMAK GEREK

Geçmişte Osmanlıyı dünya sahnesinden silmek isteyen o günün Avrupa devletleri büyük ordular toplayarak ilk önce 1 HAÇLI SEFERLERİ sonra 2 HAÇLI SEFERLERİ sonra 3 HAÇLI SEFERLERİ adı altında büyük ordularlarla osmanlıya saldırdılar.Ancak her defasında büyük mağlubiyet alarak amaçlarına erişemediler.

KOCA OSMANLI İMPARATORLUĞU NASIL YIKILDI

Söğütte 40 oba çadırla bu devletin temelini atanların temel desturu kurandı.Be temel destur islamın en kıymetli hazineleri olan adalet, hoşgörü ve islam kardeşliği üzerine dayalı idi.Osmanlı bu desturla bütün dünyadaki müslümanlarını kendine bağladı.Osmanlı 99 luk bir tesbih misali farklı farklı ırklar dan olan bütün müslümanları bir araya topladı.Her birisi farklı bir ırk olan Arabı,iranlısı,mısırlısı, yemenlisi, ıraklısı ,kürdü v.s her birisi bu tesbihi oluşturan ipteki bir tesbih tanesi gibiydi.Osmanlı ise bu tesbihin başındaki imamesi konumunda idi.Ümmet olma bilinci osmanlının vazgeçilmezlerinin başında geliyordu.Herkes bir birine islam kardeşliği bağı ile sıkı sıkıya bağlıydı. Bu toplulukta herkes faklı farklı ırka mensuptu ancak herkesin önceliği kalbi kalbe bağlayan en güzel bağ olan islam kardeşliğiydi.Çünki bu inançta dünyanın neresinde olursa olsun dağudan batıya rengi, ırkı,dili ne olursa olsun bu inanç bütün müslümanları kardeş sayıyordu. Bu birliktelik bu inanç zayıflatılabilirse osmanlı ancak o zaman yıkılabilirdi.Osmanlı bir islam devleti idi asla ırka dayalı bir türk devleti değildi.Irka dayalı bir devlet anlayışı ile bu kadar büyük bir coğrafyada,üç kıtada bu kadar farklı ırklardan milleti himayesinde tutmasıda mümkün değildi.Batı bu hassas noktayı nihayet keşfetti ve nihayetinde bu birliktelik Üstün ırk hastalığını insanlık alemine bulaştıran israil oğullarından kalma kavmiyetcilik hastalığının batı tarafından osmanlıya sokulması ile bu birliktelik zayıfladı sonrada koca bir imparatorluk çökertildi.İslam kardeşliği yerine kavmiyetciliği esas alan ırka dayalı bir kardeşlik ihdas edilince herkesini önceliği islam değil ırkı,soyu ve meşrebi oldu.Böylelikle üç kıtadaki topraklar bir bir elimizden çıkarken geriye elimize sadece bir anadalu sadce bir türkiye kaldı

ŞİMDİ AYNI OYUNLAR YİNE SAHNEDE

Ülkemizde belirli zaman periyodları ile islami hasasiyetler medyayı ele geçiren güçler eliyle iyce yozlaştırıldı.Din magazin proğramlarında eğlence konusu olma konumuna düşürüldü.Dinle alakası olmayan şahıslar ( soytarılar )din bilgini gibi ekran ekran sunulurken gerçek din bilginlerine irtica yaftası vurularak halkın gözünden düşürüldü.50 yaş dilimindeki ömrüme geriye dönüp baktığımda yabancı filimlerde seyrettiğimiz RAHİPLER bizlere en iyi insan ekolü olarak sunulurken yeşilçam filimlerindeki imam rölündeki figürler ise kumarbaz,düzenbaz,ırz düşmanı,içki ve alemci olarak sunuldu.Bütün bunlar bilinçi olarak yapılarak gerçek değerler halkın gözünde değersiz kılındı.İç dinamiğimiz ve kürt kardeşlerimizle aramızda mıknatıs görevi yapıp bizi bir birimize bağlayan islam kardeşliği ve bağı zayıflatılarak aramıza ayrılık tohumları ekildi.Irkçılık tohumları yeşertilerek ayrıştırma işlemlerine başlandı.Bu oyunun neticesinde iç savaş çıkartılacak,ülke zayıf düşürülecek böylelikle büyük ortadoğu projesinin önündeki en büyük engellerden biri olan Türkiye saf dışı bırakılarak israilin hedeflerine adım adım yaklaşılmış olacaktır.Irakta peşmerge kıyafeti giyen amerikan ve israil ajanlarının sünni ve şii lerin camilerini bombalıyarak nasıl bir ayrıştırmaya gidip,sonu gelmeyen bir meshep çatışması oluşturduysalar şimdi aynı güçler PKK nın içine sızarak birlikte hareket ettikleri gün gibi aşikardır.Bu güçler P.K.K vasıtası ile yeni provakasyonlar icad ederek Türkiyede bir kürt türk çatışması meydana getirmek istemektedirler.

ESKİ İSTİHBARATCI BÜLENT ORAK OĞLUNUN SÖYLEDİKLERİ

Eski istihbaratcı BÜLENT ORAKOĞLU 22 Ekim Pazartesi günü Kanal 7 anahaber bülteninde şöyle diyor.Son 14 şehidimizin öldüğü PKK saldırısı normal bir PKK saldırısı değildir bu profosyonelce yapılmış bir saldırıdır.Şehid olan askerlerimizin hepsi eğtimli komondo askerlerdir. Bu saldırıyı yapanlara belirli güçler yardım etmiştir diyor.Ayrıca uydu vasıtası ile Askerlerimizin bulunduğu mahal PKK ya haber verilerek askerlerimiz pusuya düşürülmüştür diyor.PKK nın bu derece teknolojik imkanlara sahip olmadığından yakınıyor.Yani PKK ya ABD ve bazı güçlerin yardımından söz ediyor.Ve Türkiyede bir Türk Kürt çatışması meydana getirilmek istendiğini söyliyerek oyuna gelinmemesi konusunda bizleri uyarıyor.Netice olarak oynanan oyun geçmişte ne ise günümüzdede odur.Kıblesi bir,Kabesi bir,Kitabı bir,Peygamberi bir,Allahı bir olan insanlar kardeştir ve kerdeş kardeşi ile her şeyini paylaşır.Kardeşliğin gereği budur.Üzerimizde oynanan bu oyunları bozarak oyuna gelmeyelim

selam ve dua ile

 

Yahudi Türkler, Dönmeler Ve Sabataycılar Nisan 23, 2008

Kategori: Güncel — geceyolculuklari @ 8:21 pm

İNTERNETTEN ALINTIDIR

 

crypto-Yahudileri

Onların Yahudi olduğu bilinmez. Müslüman Türk olarak sahnelerde arz-ı endam ederler. Ülkemizde Kürt Yahudileri de bulunmaktadır. Kuzey Irak’taki Barzanî’nin karısı Yahudidir. Kürt Yahudileri kendilerini Müslüman olarak gösterirler. Ne yaparlar, ne gibi işler görürler, kimsenin bilgisi ve haberi yoktur.

 

Sabatay Sevi zuhur ettiği zaman Kürdistan’daki Yahudilerin de büyük heyecana kapıldığını Scholem yazıyor. Kaç kişi Mesih Sabatay’a iman etmiştir? O, mecburen ve yalancıktan Müslüman olduktan sonra kaç kişi imanında sebat ederek Müslüman kılığına girmiştir? Bu Doğu Sabataycıları içinden kaç büyük devlet adamı, bürokrat, fikir ve sanat şahsiyeti çıkmıştır?

Yurt dışındaki bazı müellifler, bazı kaynaklar Ziya Gökalp’in Yahudi asıllı olduğunu iddia ediyor. Elimde fazla bilgi ve veri yok ama olan kadarını ileride yazacağım. Gökalp önce Kürt ve Kürtçü olarak ortaya çıkmış sonra Türkçülük ve milliyetçilik konusunda birinci isim olmuştur. Onun dostu, talebesi, yakını Moiz Kohen de, Tekin Alp takma adıyla Türkçülük ve milliyetçilik konusunda bir çığır açmış, hatta kitaplarından birine “Kahr olsun Şeriat” başlıklı bir bölüm koymuştur. Moiz Kohen adlı bu Yahudi niçin Türkçülük ve milliyetçilik konusunda Müslüman Türkleri İslâm dışı, İslâm’a zıt bir mecraya ve vadiye çekmek istemiştir?

Kanunî Sultan Süleyman ve İkinci Selim zamanında Yahudi nüfuzu ve tesiri Osmanlı imparatorluğunda doruk noktasına ulaşmıştır. Bu konuda da yeterli araştırma yapılmamış, doyurucu kitaplar yazılmamıştır. Yasef Nassi hakkında yabancı dillerde bir yığın kitap var, bizde bir tek kitap bile yoktur.

Türkiye’de İslâm dinine ve dindar Müslümanlara açılmış savaş dinsiz Türklerin, dinden dönmüş Müslümanların işi midir, yoksa Yahudilerin, Sabataycıların işi midir?

İslâm dininin zuhurundan bu yana bazı Yahudilerin birtakım hareket ve manevraları olmuştur. Yemenli Bir Yahudi hahamı, Abdullah ibn Sebe’ ismini almış, Hazret-i Ömer’den dinî bir vazife istemiş, ilgi görmemiş, Hazret-i Osman’ın hilafeti zamanında ortaya çıkan fitneler bu zat tarafından körüklenmiş ve planlanmıştır. O gün bu gündür bazı Yahudiler İslâm dünyasında böyle çalışmaktadır.

Osmanlı imparatorluğunun yıkılışında Osmanlı Yahudilerinin ve diğer Yahudilerin rolleri nedir?
Yakın tarihimizdeki gizli Yahudiler kimlerdir?Bunlar ne yapmak istemişler, neler yapmışlardır?
Lozan andlaşmasının asıl mimarı Başhaham Hayim Nahum’dur. Hayim Nahum’un gayesi neydi?

Ankara’daki Tarih Kurumu, üniversitelerimiz, Kültür Bakanlığı’mız birtakım iddialar ve isnadlar karşısında niçin susmaktadır? İslâm dinini bozmak, asıl İslâm’ın yerine kul yapısı, reforme edilmiş, yenilenmiş, işe gelmeyen tarafları çıkartılmış, beşerî bir ideoloji ve hümanizma haline getirilmiş, sulandırılmış, ılımlı İslâm yapılmış yeni bir din çıkartılmak istenmektedir. Bu reform ve yenilikçilik hareketinde birtakım crypto-Yahudiler bulunmakta mıdır?

Normal olarak milletini, milliyetini seven, Türkiye’nin ve Türklerin yücelmesini, güçlenmesini, üstün olmasını isteyen bir Türk, kendisi dindar olmasa bile İslâm’a saygılıdır. Peki, din düşmanı, Şeriat düşmanı bir Türkçülüğün ve milliyetçiliğin arkasında kimler bulunmaktadır?

Samimî bir Türkçü ve milliyetçi olan Dr. Rıza Nur, Hatıratında “Gençliğimde dindardım, namaz kılardım, o günleri heyecanla hatırlıyorum” mealinde satırlar yazmıştır. Daha sonra dindarlığını, inançlarını kaybetmiş olmasına rağmen İslâm dinine karşı asla saygısızlık etmemiştir. Rıza Nur’un zıt kutbunda Moiz Kohen Tekin Alp bulunuyor. O Yahudi ise “Kahr Olsun Şeriat” diye yazacak kadar İslâm düşmanıdır. Acaba hangisinin Türkçülüğü ve milliyetçiliği doğrudur, hakikîdir?

Bundan birkaç yıl önce, sayın Ecevit’in başbakanlığı sırasında Kültür Bakanlığı Tekin Alp’in bir kitabını yayınladı. Ancak, Tekin Alp takma adının yanına parantez içinde “Moiz Kohen” diye yazmayı unuttu. Bu unutma gerçekten unutma mıdır, yoksa pekâlâ bilindiği halde es mi geçilmiştir?

 

Maalesef ülkemizde birtakım Yahudiler, Türkiye’yi ele geçirmek için iki kimlikli olarak çalışmaktadır. Zahirde Müslüman, gerçekte Musevî. Türkiye’deki kripto-Yahudilerin miktarı belli midir? Bu konuda kesin bir şey söylenemez. Eskiden bunların birkaç on bin kişi olduklarını tahmin ediyordum. Şimdi Harry Ojalvo (Aksiyon Dergisi’nde yapılan röportaj) gibi Türkiye’de bir buçuk milyon Gizli Yahudi bulunduğuna inanıyorum.

Onların hepsi Sabataycı değildir. Bazıları Bektaşî, bazıları Alevî postuna bürünmüştür. Mevlevîliğe, Melamîliğe girenleri de vardır Hattâ şu anda, sanırım, çatlak sesler çıkartan bazı Reformcu ve Yenilikçi ilahiyatçıların da, bunlarla alakası vardır. Kesin konuşmuyorum ama mutlaka incelenmesi gereken bir konudur bu.

Bizdeki Gizli Yahudiler milliyetçilik ve Türkçülük cereyanı ile de, çok yakından ilgilenmişlerdir. Onlar milliyetçiliği ve Türkçülüğü İslâm’a rakip bir duruma sokmak istiyorlar, bunda da hayli başarılı olmuşlardır. Aslında bir Türk milliyetçisinin, aklı başında bir Türkçünün, kendisi dindar olmasa bile Müslümanlığa ve Müslümanlara karşı son derece saygılı olması gerekir.

Yahudilere, Musevilere en fazla zarar verecek olan iki şey Siyonizm ile İsrail devletidir. Çoğu gitti azı kaldı, yakında dünya çapında korkunç ve dehşetli hadiseler olacaktır. Bekleyiniz. Türkiye Hahambaşılığı’na bağlı olan, iki standartlı ve iki kimlikli olmayan Yahudi vatandaşlarımızla fazla bir ihtilafımız yoktur.

İsrail’de, birtakım Yahudiler Türkiye ile, tarihimizle, birtakım önemli kişilerimizle ilgili önemli bilgiler ihtiva eden kitaplar, makaleler yazmışlardır. Bunların çoğu ibranicedir. Peki biz Türkiyeliler, bu yayınları incelemiş, taramış, tahlilini yapmış, gereken yerlerini Türkçe’ye çevirip kültürümüze kazandırmış mıyızdır? Maalesef… Yatakta uyuyoruz, ayakta uyuyoruz…

Türkiye’de İslâmiyet’i, Şeriatı, dindarlığı öcü gibi gösterenler; bunları devletimiz ve Cumhuriyetimiz için büyük tehlike ve tehdit olarak gösterenler kimlerdir? Laikliği çığırından çıkartanlar kimlerdir? Yakın tarihimizde bu ülke, sistemli şekilde soyulmuş, talan edilmiştir. Yekunu trilyonlarca doları bulan bu soygun ve talanı kimler yapmıştır? Ülkemizde dehşetli bir kimlik erozyonu olmuştur. Bu erozyon kimlerin eseridir? “Siyon Protokolları”nın sahte ve düzmece olduğu iddia ediliyor. Ancak şu husus da göz ardı edilmemelidir. Bazı kişilerin ve zümrelerin Türkiye’de yaptıkları, harfi harfine bu Siyon Protokollarına uygun düşüyor. Bu tatbikat kimlerin eseridir? Türkiye toplumunun millî kimliğinin ana faktörü İslâm idi. Ülkede Müslümanlık sarsılınca, İslâmî değerler terk edilince büyük bir çözülme, çöküntü, dejenerasyon meydana gelmiştir, bunu kimler yapmıştır?

İçimizden bazıları İsrail’e karşı büyük bir hayranlık, bağlılık, sevgi, dostluk besliyor. Oradaki sistem Türkiye’dekinin taban tabana zıddıdır. İsrail bir din devletidir, bir ırk devletidir, Musevî şeriatı üzerine müesses bir devlettir. Orada din ve devlet aynı şeydir. Peki, bizdeki birtakım laikler nasıl oluyor da, böyle bir devlete hayran oluyorlar?

Dönmelerin inanç Esasları

Dönmelik, “Osmanlı tebasından olup dini ve siyasi ideallerine daha rahat ulaşabilmek için İslâmı kabul etmiş görünen Yahudi cemaati şeklinde tanımlanmaktadır.

Dönmeliğin tarihçesine baktığımızda Dördüncü Sultan Murad döneminde Sabatay Sevi’nin sahte ihtidasıyla başlar. Bu yüzden onlara dönme dendiği gibi liderlerinden hareketle “Sabatayistler” de denir.

Ayrıca günümüz Türkiye’sinde dönmelerle ilgili verilen şu bilgiler çok dikkat çekicidir:
“… Dönmeler Türkiye genelinde 30-40.000 kişi civarında tahmin edilmektedir. Bunlar daha çok Edirne, İstanbul, İzmir, Ankara ve Bursa’da yaşamaktadırlar. Yoğun olarak bulundukları yer Selânik olduğu için dönmelere “Selanik dönmesi” de denilmektedir. Bundan dolayı mübadele sonrasında Türkiye’nin çeşitli şehirlerine gelip yerleşen dönmelerden doğum yerleri Selânik olanlar Selânik ismini değiştirmişlerdir. Kapalı bir cemaat hayatı yaşadıkları için dönmeler sır vermemeye özen göstermişler, eskiden olduğu gibi bugün de Türklerin yanında Türk isimlerini, kendi aralarında ise Yahudi isimlerini kullanagelmişlerdir.“Dışişleri, maliye, eğitim, basın-yayın ve üniversiteler başta olmak üzere çeşitli alanlarda görev yapanların yanında, özellikle ticaret ve sanayide önemli başarılar elde eden dönmeler de vardır. Bugün Türkiye’nin en etkili aydınları, gazete sahipleri ve köşe yazarları arasında dönmelerin de bulunduğu iddia edilmektedir. (**)”Siyonist kongrelerde önemli mevkilerde yer alan dönmelerin bazan sinsi, bazan ise açıktan açığa fakat muttariden İslâm’a ve Müsülanlara saldırmaktan, karalamaktan geri durmadıkları bir gerçektir. Gayız ve husumetleri hiç bitmeyen dönmelerin, intikam hislerini tatmin için Türk milletinin mukaddes hislerini hançerlemek başlıca görevleridir. Müslümanlığa avdeti irtica telakki ederken, Yahudiliğe avdeti ilerleme olarak kabul ederler…

Tarihsizlik

TARİHİMİZİ tahrif ede ede, milletimizi hafızasız aliene bir toplum haline getirdiler. Ortaya sun’î (yapay), düzmece, uyduruk bir tarih çıkarttılar. Halide Edip Adıvar “Türkiye’de Şark, Garp ve Amerikan Tesirleri” adlı kitabında; bizde lisan ve tarihe yapılan devlet müdahalesinin, Hitler Almanya’sındakinden ve Stalin Rusya’sındakinden daha fazla ve daha şiddetli olduğunu yazıyor.

Okullarda, üniversitelerde okutulan resmî tarihte birçok gerçek ya tersyüz edilmiştir, yahut hiç okutulmamaktadır

Tanzimat’tan bu yana vaki olan ihtilal, darbe, büyük değişim hareketlerinde
• Masonların,
• Sabataycıların,
• Dönmüş veya dönmemiş öteki Yahudilerin,
• Tekin Alp takma adıyla sözde Türkçülük ve milliyetçilik yapan kişinin ve benzerlerinin,
• “Boğaziçi aşireti”nin,
• Misyonerlerin,
• İngiliz, Amerikan ve diğer emperyalist ülkelerin ajanlarının… isimlerinden,
rollerinden, tesirlerinden bahs edilmemektedir.

Düşünebiliyor musunuz? Yüzlerce, binlerce yakın tarihimiz kitabı yazılıyor, okutuluyor ve bir kere bile Sabataycılardan bahs edilmiyor. O Sabataycılar ki, yakın tarihimize damgalarını vurmuşlardır. O Sabataycılar ki, şişirme ünlülerinden birinin New York’ta “Biz, yirminci asırda iki devlet kurduk. Biri İsrail, ötekisi……” dediği iddia ve rivayet edilmektedir. Son seksen-doksan yıl içinde Türkiye’de birtakım marksist faaliyetler yapıldı; birtakım Türkiyeliler bu ülkeyi, bu halkı, bu devleti Marks’ın ve Lenin’in ideoloji ve sisteminin kurtaracağını iddia etti. Bu konuda binlerce araştırma yayınlandı. Soruyorum:Türkiye’deki bütün marksist fikir adamlarının, aksiyoncuların, önde gelen şahsiyetlerin Sabataycı olduğunu bir tek satırla yazan tarih kitabı var mıdır? Maalesef yoktur. Farmasonlar da yakın tarihimize damgalarını bastılar. Peki okul ve üniversite kitaplarında onlardan niçin bahsedilmiyor? Bir liseli Türkiye çocuğunun Sultan Beşinci Murad’ın Farmason olduğunu bilmeye hakkı yok mudur?Müslüman Türkiyelilerin, bir kitabına “Kahr olsun Şeriat!” fasıl başlığını koyan Tekin Alp’i, nâm-ı diğer Moiz Kohen’i tanımaya hakları yok mudur?Tarihçi Nihal Adsız’ın “Gök Sultan” diye övdüğü Sultan İkinci Abdülhamid Han’ı okul ve üniversite kitaplarında yerin dibine batırıyorlar; onu tahtından indiren İttihad’çıları, Jön Türkleri, cryptoları baş tacı ediyorlar. Otuz üç yıllık saltanatı boyunca devletin, ülkenin bütünlüğünü korumuş, memlekete nice faydalı müessese kazandırmış Türk asıllı ve imanlı bir devlet başkanına olan bu kin nereden geliyor? Onu beğenmeyenlerin, onu alaşağı edenlerin bu halka, bu devlete, bu ülkeye verdikleri zararı biliyoruz. 1909′da Abdülhamid Han’ı tahttan indirdiler, 1911′de Trablusgarb’ı (Libya) ve Oniki adaları İtalya’ya; 1912′de koskoca Rumeli’yi Balkan devletlerine kaptırdılar; 1918′de Mondros’ta teslim bayrağını çektiler ve Alman denizaltıları ile Türkiye’den kaçtılar.1909 ile 1918 arasında sahte hürriyet kahramanları Osmanlı ülkesini, devletini, halkını batırdılar, bitirdiler, mahv ettiler. Vatan sathını darağaçları ile doldurdular, gazetecileri sokak ortasında katl ettiler, savaş yıllarında halkı açlıktan öldürdüler, Sarıkamış’ta yüz bin askerimizi soğuktan dondurdular, vagon ve bulgur ticaretleriyle efsanevî haram ve kara servetler elde ettiler, on yıl boyunca “Hürriyet, adalet, müsavat, uhuvvet” bağırtıları ve böğürtüleri içinde korkunç bir devlet ve parti terörü icra ettiler. Onlar kahraman oldu, zavallı Sultan Abdülhamid kızıl sultan ve hain oldu. En büyük suçu neydi? Filistin’i siyonistlere peşkeş çekmemek mi? 

 

Millî mücadelemizin tarihini de çarpıttılar.

1919′da Mustafa Kemal Paşa Samsun’a kimin emriyle ve parasıyla gitmişti? Ordudan istifa ederken Padişah’a çektiği iki telgrafın başlıklarında “Atebe-i Ulya-yı Hazret-i Hilafetpenahîye” diye yazmamış mıydı? Telgraflardan birinin altında “Kulları Mustafa Kemal…” diğerinde “Kulunuz…” diye yazılı değil miydi? 23 Nisan 1920′de Büyük Millet Meclisi Hacı Bayram Veli Camii’nde topluca kılınan Cuma namazından sonra dualar edilerek, tekbirler getirilerek, kurbanlar kesilerek açılmamış mıydı? Meclis’te yetmişten fazla sarıklı müftü, müderris, şeyh yok muydu?

Rıza Nur Hatırat’ında yazıyor: Milletvekillerine lojman bulunamadığı için yatılı bir lisenin yatakhanesinde kalıyorlarmış. Ankara valisinin emriyle her sabah yatakhanede ezan okunur, mebuslar namaza kaldırılırmış. Meclis’in ilk celsesinde başkanlığı en yaşlı üye Sinop mebusu Şerif Bey yapmış, ondan sonra sözü ünlü bir paşa almıştır. Her ikisi de açılış konuşmalarında “Bu Meclis önce Halifemizi, sonra vatanımızı kurtarmak için açılmıştır…” mealinde konuşmamışlar mıydı? Meclis zabıtlarının koleksiyonu kütüphanelerde mevcuttur. Merak eden gidip bakabilir, okuyabilir…

İşinize gelmediği için bana gerici diyorsunuz ve yazdıklarımı kabul etmiyorsunuz.
Size bir adres veriyorum: Yakın tarihimizin, Millî Mücadelenin uzmanlarından haysiyetli ilim adamı Profesör Mete Tunçay’a sorunuz. O gerici değildir. Ona “Kurtuluş Savaşımız İslâmî bir hareket miydi?” sorusunu yöneltiniz. Size “Evet, İslâmî bir hareketti…” cevabını verecektir. Nereden biliyorsun?.. Daha önce kaç kere yazdı ve söyledi…

Millî Mücadele kazanıldıktan sonra kısa bir müddet çoğulcu demokrasi devam etti, sonra tek parti rejimine geçildi. Resmi tarihler bunun da içyüzünü yazmıyor. Hangi okul ve üniversite ders kitabında, muasır medeniyeti (çağdaş uygarlığı) yakalamak konusunda Japonya ile Türkiye’nin yaptıkları mukayese edilmektedir? Böyle bir karşılaştırmaya niçin cesaret edemiyorlar? Japonya ilimde, teknikte, iktisatta, sanayide ilerledi, dünyanın on büyük devleti listesine girdi de Türkiye niçin geri kaldı, niçin sanayileşmedi, niçin Japonya’daki gibi üniversitelere, medyaya, eğitime sahip olmadı? Liseli çocuklarımıza, üniversiteli gençlerimize bu konuyu niçin anlatmıyoruz? Japonlar, binlerce karışık ve çetrefil ideogramdan meydana gelen o çok zor yazılarıyla günde 13,5 milyon adet basan günlük gazeteler yayınlıyor, 400 üniversitede kaliteli ve yüksek bir eğitim veriyor, şimdiye kadar onlarca Nobel kazanmış bulunuyor da biz Türkiyeliler böyle başarılara niçin nâil olamadık? Gençlerin bu konuları düşünmelerine, müzakere etmelerine fırsat verilse iyi olmaz mı?

İyi olur ama sonra birtakım tabular yıkılır, konvansiyonel yalanlar ortaya çıkar. Böyle bir şey bizim pembelerin, kızılların, cryptoların işine gelmez. Yıllardan beri genç nesillerin beyinlerini yalanlarla uyuşturdular. Din terakkiye (ilerlemeye) engel imiş. Ne büyük hezeyan! Hiçbir din ilerlemeye engel olmaz. Din terakkiye mâni olsaydı binlerce puta tapan, inekleri kutsal kabul eden Hindistan atom bombası yapamazdı.

Şintoizm, Budizm, Konfüçyanizm Japonları geriletmediği gibi, İslâm da Türkleri, Türkiyelileri geriletmemiştir. Türkiye’nin geri kalmasının sebepleri başkadır. Türkiye bir takım yanlış fikir ve görüşlerin, yanlış ideolojilerin akıl ve hikmet dışı tabuların, ihanet ve hıyanetlerin tesiriyle geri kalmıştır.

BU YAZI İNTERNETTEN ALINMIŞTIR

 

Baş Örtüsü ve Bir Okuyucuya Cevap Nisan 23, 2008

Kategori: Güncel — geceyolculuklari @ 11:58 am

Bir okurumuz baş örtüsü ile ilgili olarak yazmış olduğum “ HANİ ANNE “ Şiirime bir yorumgöndermiş.Şöyle diyor sevgili okurumuz.

“Şimdi sen başörtüsünü özgürlük olarak algılıyorsan, başörtüsü senin prangandır. Şimdi başörtüsü,sonra araç sürme hakkın, sonra seçme seçilme hakkın ve diğerleri elinin altından gidince o zaman göreceksin esas ağlamayı. Bende o zaman diyeceğimki bak ağladın zırladın hadi şimdi ara özgürlüğünü o zaman arayama yacaksınki demokrasin bile olmayacak ve sana yardım edecek Atatürkün…”
Değerli okuruma tabiki bizede cevap verme hakkı doğdu.

Bak Arkadaşım belliki senin başörtüsünü anlayacak kadar yeter düzeyde ne bir bilgin nede oturmuş bir islami kimliğin var.Tabi siz islamı gerçek kaynaklarından değilde islamı sulan dırmak için ekran ekran dolaştırılan islam kisvesine bürünmüş islam düşmanı münafıklardan öğreniyorsunuz.Tabi öyle olunca kılavuzu karga olanın öğrendiği ve bildiği islamda o kadar olur.Gerçek bir müslümanın baş örtüsüne karşı çıkması asla düşünülemez.Bu ülkede baş örtüsüyle sorunları olanlar aslında islam dini ile sorunları olanlardır. Allahın dini ile alakası olmayanların, kendi icat ettikleri din anlayışlarını müs lümanlara dayatmaya kalkışanların, aslında islamdan hiç anlamadıkları, meyhanenin yolunu bildikleri kadar cumanın ve caminin yolunu bilmedikleri açık bir gerçektir.Allah insanları bu dünyaya yaşamın da özgür bırakmış, taki hesap gününe kadar.Cennetide cehennemide tercih etmeyi insanın özgür iradesine bırak mış.Yani bir anlamda insanların demokratik bir sistemde kendi özgür iradeleriyle demokra tik tercihlerde bulunmaları gibi.Tabi tercihi yapan tercihininde neticesine katlanır.Yani bizim cehennemi tercih edenlere diyeceğimiz bir şey yok o onların kendi tercihidir. Ancak sizlerde cenneti isteyenlere,Allahın rızasını arzulayanlara saygı duymak zorundasın.Onların sizin tercihlerinize saygı duydukları gibi.Bu ülkede baş örtüsü takanların yani bizlerin rejimle demokrasiyle Cumhuriyetle bir sorunu muz yok.Bizim sorunumuz bu ülkede benim gibi inanacaksın,benim gibi giyineceksin,benim gibi düşüneceksin diyen jakoben dayatmacı anlayışlarladır.

BİZ DEMOKRASİ İSTİYORUZ
Demokrasiyi şöyle bir örnekle anlatabiliriz.Bir mağza düşünün bu mağzada her renkten,her modelden her yaş gurubuna göre elbiseler sergileniyor.Doğal olanı herkesin bu elbiselerden kendi zevkine uygun olanı alıp giymesidir.İşte bu demokrasidir.Bir başkası da deseki “ hayır bu mağzada sizler için sizin tercihiniz geçerli değil ,sizler için benim tercihim geçerlidir deyip herkese tek tip, tek renk, tek model olan kendi beğendiği elbiseleri giymeleri için zorlamaya kalksa bu insanların özgür iradelerine ve demokratik tercihklerine karşı çıkmak,onlara baskı ve şiddet uygulamak değilmidir.Bu davranış demeokrasi dışı jakoben bir anlayıştır.İşte bugün ülkemizde baş örtüsüne ve inanç özgürlüğü ne saldıranlar bu anlayışta insanlardır.İşte bizim sorunumuz demokrasiyi hazmedememiş olan bu anlayışlarladır.

ALIN SİZE TARİHTEN BİR ÖRNEK
Alın size tarihten bir örnek verelim.Kurtuluş savaşı yıllarında maraş fıransızlar tarafından işgal edilir.Çeşemeye su almaya gelen türk hanımlarından birine bir fıransız subayı ilişerek başındaki baş örtüsünü alır aşağıya indirir.Zorla bir fransız subayının bir türk kadınınının baş örtüsünü aşağı indirdiğini gören sütcü imam silahını çekerek fıransız subayını alnından vurur.Sütcü İmam bu haraketiyle maraşta kurtuluş mücadelesinin ilk meşalesini yakarak maraşta fıransızlara karşı ilk mücadeleyi başlatır.Neticesinde fıransızlar çekilmek zorunda kalır ve geldikleri gibi giderler.Bu gün bu ülkede başörtüsüyle uğraşanların o günkü çeşme deki baş örtüsünü indiren fıransızlardan acaba düşünce olarak ne farkları var iyi düşünmek lazım.O gün Onlar bunu islam düşmanı ve haçlı zihniyetine sahip oldukları için yapıyorlardı. Bu gün ise bunu güya kendilerini müslüman addedenler ve türk olduğunu söyleyenler yapıyor

İSTİKLAL MARŞINI YAZDIRAN RUH
Ben bir gazi torunuyum dedem 7 sene bu ülkeye askerlik yaptı izmirde yunanlılara karşı savaştı onun anlattığı hikaylerle büyüdüm.Vatan sevgisi nedir iman sevgisi nedir çok iyi bilirim.Bu ülkenin hangi zorluklarla bizlere emanet edildiğinide iyi bilirim.Bizler İstiklal marşını yazdıran o ruhun gerçek sahipleriyiz.O ruh istiklal marşını on kıtası içinde bezenmiştir.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar. /Benim iman dolu gösüm gibi serhaddim var./ Ulusum korkma nasıl böyle bir imanı boğar. /Medeniyet dediğin tek dişi kalmış cavar

Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli/Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli/Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O ruhun ne olduğunu birde çanakkalede anafartalar komutanı olan Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu yarbay Gazi Mustafa Kemal Atatürkün hatıratlarına yazdıklarından dinleyelim

“yalnız size bomba sırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim karşılıklı siperler arsındaki mesafe 8 metre yani ölüm muhakkak göğüs göğüse çarpışmalar var.Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına şehit düşüyorlar ikinci siperdekiler onların yerine geçiyorlar.Fakat ne kadar imrenilecek bir durum biliyormusu nuz öleni görüyorlar üç dakika içinde kendilerininde öleceklerini biliyorlar.Fakat en ufak bir çekinme bile göstermiyorlar.Sarsılma yok ürpeti yok okuma bilenler ellerinde kuran cennete gitmeye hazırlanıyorlar, bilmeyenler ise şahadet getirerek düşmana saldırıyor lar.Emin olasınızki ve bilesinizki bize çanakkale savaşı nı kazandıran bu yüksek ruhtur.”Diyor MUSTAFA KEMAL PAŞA


İRAN BİZE DEĞİL BİZ İRANA MODELİZ


Bu millet islamla ilgili tercihini 1000 sene önce yapmıştır.Yani binseneden beri müslümandır. Bin seneden beride inanarak başını örten her türk kadını başına taktığı baş örtüsünü Allahın kendisine taktığı nurdan bir taç olarak algılar.Bazılarının dediği gibi kimsenin kendisine iranı bir model gibi algıladığı falan yok.İran 1980 yılında humeyni devrimi ile şimdiki sisteme geçti.Biz ise 1000 senedir müslümanız.Niye iranı örnek alacağızki.Biz cumhuriyetle birlikte yönetim şeklimizi değiştirdik, ancak dinimizi değiştirmedik.Bazıları sanki cumhuriyete geçmeyi sanki din değiştirmek gibi algılıyorlar.Yakın tarihi iyi inceleyenler Atatürkün yanıbaşında kurtuluş mücadelesinde baş örtülü,çarşaflı hatta peçeli kadın fotoğrafları görürler.

Cephelere kağnılarla mermi taşıyan kadınların ortak giyimi böyleydi.

Bu resimlerde elinde bayrak tutan iki öğretmen hanım yüzü çarşaflı ve peçeli yanlarındaki öğrencilerle Atatürkü karşılıyorlar

Cumhuriyetin ilk yıllarında okullarda eğtim veren başörtülü ve çarşaflı öğğretmenler vardı Atatürk bunların giyim tarzları ile ilgili asla bir zorlamada bulunmadı.Hal böyleyken bunları iran ve sudi arabistana bağlamanın ne anlamı var.Yani bu millet kendisi bin yıldır zaten müslümanken islamı tutupta irandan ve sudilerdenmi öğrenecek?.Bu ne cehalettir böyle. 1400 yıldır bütün islam aleminde peygam berimizden bu güne müslüman kadınlar başlarını örterler.Yani 1400 senedir peygamberimiz ( s.a) dahil kuranı yanlış anladılarda bu günkü dayatmacılarmı doğruyu anladılar.Bizim Atatürklede hiç bir sorunumuz yok.Bizim sorunumuz Atatürkü kullanarak her türlü baskı ve zorbacılığı Atatürk adına yapanlarladır.Atatürk kurtuluş savaşını bu inançlı milletle kazanmış,Yine Cumhuriyeti bu inançlı milletle kurmuştur.
Atatürk günümüzdeki atatürkçü geçinen islama her fırsatta saldıran Atatürkçüler gibi asla dinsiz değildi.Bizim mücadelemiz demeokrasiyi ve millet iaradesini henüz sindirememiş olanlarladır.Biz sadece demokrasi istiyoruz.

Selam ve dua ile
geceyolculukları

 

CEN.NET CAFE… Ağustos 16, 2007

Kategori: Güncel, HİKMET DAMLALARI, SİZDEN GELENLER, Yansımalar — geceyolculuklari @ 9:24 pm

CEN.NET CAFE…

Falanca Camii imamı Abdullah hoca, resmi işlerini yaptırmak için nüfus müdürlüğüne gider.Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet-cafenin yolunu tutmak zorunda kalır. Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim CEN.NET CAFE… “fesüphânallah’ lar, estağfirullah’ lar çektirir hoca efendiye, hem de ardı arkasınca: Cafe işleten delikanlıya hacetini söyler:
- Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin?
- Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim. Abdullah hoca başlar beklemeye. Böylelikle bulunduğu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline. Demek ki der gençlerin giripte bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır. Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak,huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur. Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler nasıl kapandan çıkamıyorlarsa, ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir “fesuphanallah” daha çeker
ve:
- Âhir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine…
Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur Abdullah amca. En azından bu da bir hürmet ifadesidir. “Aferin” derken içinden, hayıflanır istemeden:
- Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar.
Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, ne kendisine ne de acıdığı gençlere bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir:
- Delikanlı sana bir şey soracağım ama bilmem ne düşünürsün?
- Buyurun amcacığım, ne soracaktınız?
- Sen Allah’ı bilir misin?
Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği jöleli saçları, her baktığında bir “fesuphanallah” daha çektiği sakal şekliyle bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır. Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak:
- Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca? Hayretle sormaktan alamaz kendisini:
- Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah’ı, bana bir anlatır mısın?
Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir:
- Bu bilgisayar ile biliyorum amcacığım.
- Bunlarla mı? Delikanlı pek anlayamadım.
- Bu bilgisayarların varlığı benim nazarımda Allah’ın varlığının en açık delillerinden biridir. Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca, böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir. Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını, mutlaka birisi tarafından yapılmış olduğunu söyler sana. Meselâ Darwin denilen mendebur kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki: “Bu âlet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir.” Darwin bile “çüşş lan deve” der. Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir:
- Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam, onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince kıvırıveriyor değil mi evlâdım?
- Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlanmış, hepsi bir program tarafından idare ediliyor. Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur; yani bir mânâda farzı muhal buranın tanrısı benim. Bazen oyun oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar
oluyor. Hemen yakalıyorum kerataları. “Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle! Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılıvereceğinizi mi zannettiniz? ” “Paramız yok abi!” derlerse; “Yok öyle yağma!” deyip cezalandırıyorum. İnternet-cafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camlan silip tuvaleti temizlettiriyorum. Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insandan? Bir cafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatın, kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı? Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi?
- Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki Allah’ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin?
-Ben Allah’ı hiçbir şeye benzetmeden bilirim amca.
- Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım? Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti:
- Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır. Birbirlerine benzemezler. Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka. Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır. Kamerası vardır, ses düzeni vardır, ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır. Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti. Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu. Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama delikanlı ile muhabbete devam etmek istedi.
- Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun?
- Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda kendimi yeterli görmüyorum.
- Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardıma olabilirim belki evlâdım.
- Neler yapmam gerektiğine dair surdan biliyorum amca: Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş. Ben de gönlümde sadece O’na ve sevdiklerine yer vermeliyim, onun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım. İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman onu söylemeli, onu anlatmalıyım. Son olarak bana verdiği bu bedeni onun nzası istikametinde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu onun yolunda eskitmeliyim. Benim bildiğim bundan ibaret…
- Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki!
- Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki! Gidilecek yolu bilmek ayn, usulüyle yolda yürüyebilmek apayn bir şey… Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse, Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFİS virüsünü aktif hale getiriyor. Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir virüs programı bulmam lazım belki de..
- Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: TASAVVUF anti-virüs programlarından birisini gönül Hard-diskine kuruyorsun ve her gece kalkıp güncelleyerek, virüs taraması yapıyorsun evlâdım.
Delikanlı aldığı cevaptan hem şaşırmış hem hoşlanmışû. Hoca efendiye
tebessüm ederek:
- Amca bu programı nereden indirebiliriz acaba? Bildiğin bir site var mı? dedi. Hoca efendi aynı tebessümle cevap verdi:
- Bunun korsan sürümlerine çok dikkat etmek lâzım evlat. Ehline müracaat ederek lisanslı bir program yüklemelisin bence.
- Sizde var mı öyle bir program?
- Var da, ben yüklemeyi bilmiyorum, ama istersen tanıdık bir programlama biruzmanı tavsiye edebilirim.
- Çok sevinirim, diyen delikanlı, Abdullah Hoca ile tekrar buluşacaklan bir gün kararlaştırarak, hoca efendiyi dükkanından uğurladı. Ve ümit dolu tebessümlerle
arkasından bir müddet seyretti….


 GÖNDEREN CEMİLE KOCAER   ZEYTİNBURNU/İSTANBUL

 

22 TEMMUZ SEÇİMLERİNİN VERDİĞİ MESAJLAR Temmuz 23, 2007

Kategori: Analizler, Güncel, Yansımalar, yurt ve dünya gündemi — geceyolculuklari @ 10:24 am

AKP AÇISINDAN

Yirmi iki Temmuz Milletvekili seçimleri, neticesi itibarı ile Türk siyasi tarihimize geçecek en unutulmaz seçimlerimizden birisi olmuştur.

AK PARTİ bu seçimlerde halkın büyük ekseriyetinin desteğini alarak oyunu %34 ten % 47 çıkararak büyük bir başarı kazanmıştır.

Ancak seçim sonuçlarının dikkatlice incelenip iyi sorgulandığında,Cumhur Başkanlığı seçimi süreci ile başlayan, halkın iradesine karşı koyan anti demokratik birtakım dayatmaların, bu tablonun,bu neticenin oluşmasına önemli bir destek, önemli bir katkı sağladıkları açık bir gerçektir.Yoksa normal demokratik şartlarda ve demokratik bir süreçte AKP nin bu kadar oy alması ihtimal dahilinde olan bir şey değildir.

Netice itibari ile CUMHURİYET ELDEN GİDİYOR DİYE PEVERAN EDİP, SANAL BİR TEHDİT ORTAMI OLUŞTURMAK İSTEYENLER AMAÇLARINA ULAŞAMAMIŞ,ADETA KENDİ KAZDIKLARI KUYUYA KENDİLERİ DÜŞEREK BÜYÜK BİR HEZİMET YAŞAMIŞLARDIR, Halkımız bu tür içi boş komlo teorilerine inanmadığını bundan sonrada bu tür senaryolara itibar etmeyeceğini gür bir sesle haykırmıştır. Bindirme kıtalarla cumhuriyet mitingleri tertip edenlere “ ŞİMDİ SAYDINIZMI BİZ KAÇ KİŞİYİZ GÖRDÜNÜZMÜ ” diyerek cevap vermişler dir .Aslında cumhuriyet tehlikededir diyerek sanal gündem oluşturanların hepsinin CHP de toplandığını varsaydığımızda bu görüşlere itibar etmeyenlerin oranının % 80 civarında olduğu açık bir gerçektir.

C H P AÇISINDAN

Özellikle halkımız bu seçimlerde altarnatif politikalar üretemeyen DENİZ BAYKAL ve ekibinin kavgaya dayalı,sanal tehdit oluşturan politikalarını tasfiye etmiştir.Seçmen ” bu duruşun bana güven vermiyor,sanal kavgalar ve hayali düşmanlar üreterek ülkeye hem zarar veriyor, hemde zaman kaybettiriyorsun demiştir.

Ayrıca CHP nin; devlet içinde ağırlığı olan bazı anayasal (,Anayasa mahkemesi ,yargıtay,danıştay,yök gibi ) kurumların siyasi bir kanadı imiş gibi harket etmesi CHP yi sivil ve demokrat bir pati olma görüntüsünden uzaklaştırmıştır.Daha fazla özgürlük daha fazla değişim diyen halkımız CHP nin bu duruşunu onaylamamıştır.

Bir başka ve asıl konu ise C.H.P nin MİLLİ VE MANEVİ DEĞERLERE GÖNÜL VERMİŞ olan büyük halk kesimini dışlıyarak onları yok sayması,onlara kucak açamayışıdır. HALKIMIZIN DİNDAR VE MUHAFAZAKAR GÖRÜŞE SAHİP OLAN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU CHP Yİ KENDİ DEĞERLERİ İLE ÇATIŞAN BİR PARTİ OLARAK GÖRMEKTEDİRLER.

Halkımız kanayan bir yara olan başörtüsü sorununun çözülmesinin önünde en büyük engel olarak CHP yigörmektedir.Bu yüzden nice gencecik kızların istikballeri sönmüş,niceleride bu baskı ve dayatmalar netice sinde öz vatanlarını terk ederek okumak ve eğtimlerini tamamlamak gayesi ile yurt dışına gitmeye zorlanmışlardır.Bu kızlarımız gurbet ve hüzün dolu bir hayata sürgün edilmişlerdir.

Bu konuyla ilgili C HP çok büyük vebal altındadır.Bizim aldığımızbilgilere göre yurt dışında bu amaçla okuyan 6-7 bin civarında genç kızımız vardır.Yazık değilmibu genç kızlarımıza ? yazık değilmi bu ülkenin dışarıya akan paralarına ? Bu hangi vicdandırki aileleri bölüyor ve bu kızlar sürgüne yollanır gibi yurt dışına yollanıyor.? Siyasi simge yaftası ile ile bu kızlarımıza yaşatılan bu dramın hangi vicdanda yeri var ? Bu yasağın arkasında olanlara şunu sormak gerekirki bu işi siyasi bir simge olarak düşünen hangi kız bu eziyetlere katlanırda yurt dışına yad ellere giderki ..! ? Hangi kız çok sevdiği ailesinden sırf bir siyasi simge için koprki ..!? Hem siz o kızlarımızın bu baş örtülerini siyasi bir simge olarak taktık larını kalplarini yarıp içinemi baktınızki böyle bir yaftayı bu kızlarımıza yapıştırıyor sunuz ? Bu genç kızlarımızın bazılarının uçakla 12 saatlik mesafede bulunan MALEZYALARDA ve nice uzak ülkelerde okuduklarını biliyormuydunuz .CHP bugünkü geldiği konumu sorgularken bunları gözardı ederse karanlık bir tünelde hep aydınlıkta gittiğini sanan ama bir insana benzemeye devam edecektir.Bu seçimlerin sonuçları böyle bir analizi ortaya çıkarmaktadırNetice itibari ile Halkımız yukarıda saydığımız bu tür olumsuzluklara demokratik bir duruş sergilemiştir kutluyorzuz

Başörtüsü yasağı sınırları aştı

HANİ ANNE

Okuluma polisler karargah kurmuş
Bugünde okuluma gidemedim anne
Baş örtüme göz dikmiş na mahrem eller
Söyle bana kim bunlar kim bunlar anne ?

Her sabah gözyaşı , her sabah aynı dram
Bu işkence ne zaman bitecek anne ?
Biz kime ne yaptık ? kime zararımız var
Biz ne günah işledik suçumuz ne anne ?

Devlet için tehditmiş başımdaki örtüm
Bu isnada kahroldum yıkıldım anne
Bunlar nasıl insan ? bunlar nasıl Müslüman ?
Söyle bana kim bunlar kim bunlar anne ?

Hani güzel Türkiye’m şehitler diyarıydı ?
Hani sıksan toprağı şüheda fışkıracaktı ?
Hani bizler bu millet şehit torunlarıydı?
Biz böyle mi olacaktık ? böyle mi anne ?

Hani bayrağımız rengini şühedadan almıştı ?
Hani istiklal marşını yazan ruh;bizim ruhumuzdu ?
Hani askerlik bizim için peygamber ocağıydı ?
Biz bu günleri demi görecektik anne ?

Hani nine hatunun ruhunda yetişecektim ?
Hani örtümü açmayacaktım,açtırmayacaktım
Hani bu yolda sahipsiz hiç kalmayacaktım
Biz bu günleri demi görecektik anne ?

Hani biz bu ülkede azınlık değildik,
Hani başı öne düşüp yürümeyecektik,
Hani itilip kakılıp horlanmayacaktık,
Biz bugünleri de mi görecektik anne

Hani biz bir bütündük Müslümanlar kardeşti ?
Hani birimizin derdi hepimizin derdiydi ?
Hani yüzde doksan dokuzu Müslümandı bu ülkenin ?
Nerede bu Müslümanlar nerede anne ?

Ben özgürlük nedir hiçbir zaman tatmadım
Hasretim barışa,sevgiye hiç yaşamadım
Ruhum bir hücrede hiç bu kadar sıkılmadım
Gidelim mi bu ülkeden gidelim mi anne
?

GİDELİMMİ BU ÜLKEDEN GİDELİMMİ ANNE DEDİLER VE BİR ÇOKLARI ÖZ VATANLARINI AĞLAYARAK TERK ETTİLERHikmet GÜNDÜZ 13/03/2002 Saat 19:35

Bu şiir şahsıma ait olup 2002 ylında Eyüp İmam hatip lisesindeki baş örtüsü mağduru kız öğrencilerin dramını anlatmaktadır. ŞİİRİN İSMİ HANİ ANNE dir.Kendim 2002 yılında aynı daramı yaşayan son sınıf öğrencisi FEYZA GÜNDÜZ’ün babasıyım şiirimin bazı sitelerde yaynlandığını gördüm buna çok sevindim ancak ismim zikredilmeden ve şiirin bazı yerleri değiştirilerek yazıldığını gördüm buna ise üzüldüm bu tür kişilere hakkımı helal etmeyeceğimi ifade etmek istiyorum.Lütfen şiirin sonuna Hikmet GÜNDÜZ ibaresini koyun ve hiç bir değişikliğe gitmeyin.Aksini yapanların mahşer günü iki ellerim yakasındadır

 

DÜNYA İÇİN AHRET UNUTULMAZ Temmuz 9, 2007

Kategori: Güncel, Yansımalar, Şiirler — geceyolculuklari @ 11:27 pm

 

                                               

RAHMETLİNİN ARDINDAN

Hep kendini dünyaya mala mülke adadın
Şu yalancı dünyaya nede çok bel bağladın
Ezanlar okundu her gün kurtuluşa koş diye
Bu kutlu davete hiç kulak aldırmadın

Ne yazık ki unuttun mabetlerin yolunu
Ne ramazan ne Cuma hiç huzura varmadın
Nice zenginler var ki bu dünyadan gittiler
Şu olup bitenlerden hiçbir ibret almadın

Geleceğe yönelik ne hayallerin vardı
Musallaya geleceğini hiç hesaba katmadın
İşte nihayet bak geldi ve çattı o an
Bak miras konuşuyor cenazende akraban

Sen bunlar için mi bir ömrü heba ettin
Boşa bu çırpınışlar bak sen neler kaybettin
Şimdi fer yad etsen de,geri dönmek istesen de
Geri dönüş yok artık Allah rahmet eylesin

Hikmet GÜNDÜZ 1996

ÖNEMLİ HATIRLATMA

Şiirlerimiz yasal olarak güvence kapsamında olup kaynak ( site adresi ve şairin ismi ) verilmeden kullanılması yasaktır.Bu aynı zamanda kul emek hırsızlığı olup kul hakkını ihlaldir

 

DİNDEN UZAKLAŞMA VE AHLAKİ ÇÖKÜŞ Temmuz 7, 2007

Kategori: Güncel, Yansımalar, Şiirler — geceyolculuklari @ 7:45 am

  

        

            NEDİR YARABBİ

Kulaklar sağır olmuş ezan sesine
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ
Dönmüşüz gayesiz hayvan nesline
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ
Mabetlerin sızlıyor her köşe taşı
Bendeki acıların budur en başı
Acep çıkar mı bir gün akıncı başı
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ
Müslümanlar uykuda gaflete daldı
Din gitti yerini hurafe aldı
Sadece bir adımız Müslüman kaldı
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ
Kuranın hükümleri tutulmaz oldu
Camiler boşaldı meyhaneler doldu
Ağlasın melekler şeytanlara gün doğdu
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ
Tok açın halinden anlamaz oldu
Dostluklar sevgiler paraya tabi oldu
Kıblemiz Kabe değil dolar mark oldu
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ
Dalkavukluk revaçta baş tacı oldu
Zalimlerin el eteği öpülür oldu
Kuzu kurda emanet zalimlere gün doğdu
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ
Alt katta cenaze üs katta düğün
Dünü aratır oldu yaşadığımız her gün
Az kaldı koca çınar yıkılacak bir gün
Bizim bu halimiz nedir YARABBİ

Hikmet GÜNDÜZ 04/09/1997

Önemli uyarı

Şiirlerimiz yasal güvence kapsamında olup izinsiz ve site adresi

vermeden kullanılması ve yayınlanması yasaktır.

Bu emek hırsızlığı olup kul hakkını ihlaldir 

 

Başta amerika ve israil olmak üzere müslümanların kanını emen tüm kan emici vanpirlere Temmuz 6, 2007

Kategori: Güncel, Şiirler — geceyolculuklari @ 10:53 pm

            ELBET

Dünya dalkavukların ekseninde döne dursun
Her şey yörüngesine oturur bir gün elbet
Zalimler at oynatsın beyliğini sürdürsün
Gün gelir devran döner nöbet değişir elbet

Mazlumların duası asla yerinde kalmaz
Sanma ki yüce kudret zalimden hesap sormaz
Bir gün bir Musa gelir dikilir zülme karşı
Her şeyin hesabı sorulur bir gün elbet

Hikmet GÜNDÜZ 22/05/2006 Saat 14:30

  
ÖNEMLİ UYARI

Şiirlerimiz yasal güvence kapsamında olup

şiirlerin kaynak ( site adresi ) vermeden

ve şairin ismi yazılmadan kullanılması

ve yayınlanması yasaktır.Bu aynı zamanda emek hırsızlığı

olup kul hakkını ihlaldir

                           

 

ŞEHİTLİĞİN ANLAMI VE BAYRAK RUHU Temmuz 1, 2007

Kategori: Analizler, Güncel, Yansımalar, aşkımız çanakkale — geceyolculuklari @ 10:02 am

BAYRAK İSTİSMARCILARI
Ülkemizde son yıllarda en çok istismar konusu olan şeylerden bir taneside ay yıldızlı BAYRAĞIMIZDIR.
Son zamanlarda bayrağın anlamından ve taşıdığı değerlerden oldukça uzak bir takım çevreler,eline bağrağımızı alarak meydanlarda bu ŞANLI BAYRAĞIN öz temsilcileri olan bizlere ve istiklal marşını yazdıran o mukaddes ruha hakeret ve küfürler etmektediler. Yıllardır din üzerinden siyaset yapılmaz diye bas bas bağıranlar şimdi ortak değerimiz olan bayrak üzerinden siyaset yaparak bölücülük yapmakta , bitmekte ve batmakta olan solu yeniden canlandırmak için bayrak üzerinden siyaset yapmaktadırlar
SİZ KİM BAYRAK KİM ?
Bayrağımız rengini ŞEHİT KANINDAN almıştır.Şehitlik ise islami bir kavramdır.Öyle her önüne gelen şehit olamaz.Bu ülkede nihayet şehitlik kavramınıda ayağa düşürdüler.Halk diliyile ne şehit ne gazi ………..yoluna gitti niyazi kabilinden nice insanlara şehitlik ünvanı veriliyor.Bakıyorsunuz dağa çıkmış devletin varlığını ortadan kaldırmaya baş koymuş marksist ve ırkıçı bir hareket olan P.K.K militanı ölüyor yandaşları ona şehit diyor, Bir başkası ölüyor DEVRİM şehidi deniyor,diğer birisi ölüyor DEMOKRASİ şehidi oluyor..Yine bakıyorsunuz ömrünü ve kalemini bu milletin islami değerlerine küfür etmekle tüketmiş bir gazeteci ölüyor bunada basın şehidi deniyor.Şehitlik bu kadar ayağa düşecek ucuz bir kavrammı dır..! ALLAH AŞKINA ? Şehitlik kim..! ? siz kimsiniz.? Biz bu ülkede öyle geri zekalı insanlar gördükki Çanakkalede bize karşı savaşta cehennemi boylayan İNGİLİZ ASKERLERİNE BİLE ŞEHİT DİYEN İNSANLAR GÖRDÜK. Bu olayı bizat bir çanakkale gezisi esnasında yaşayan kişiyim
ŞEHİTLİK NEDİR ?
Şehit ALLAHA(c.c) Sevgli Peygamberimiz HZ.MUHAMMDE (a.s.) ve KURANA iman etmiş bir müslümanın din ve vatan uğrunda savaşarak ölmesi ile ulaştığı en yüksek mertebedir.Bu makam peygamberlikten sonra ulaşılabilecek dünya ve ahret makamlarının en yükseğidir.Kuranın bir hükmünü dahi inkara kalkışanların vatan müdafasında dahi ölseler şehitlikleri ve müslümanlıkları asla söz konusu olmaz. Çünki Allaha ve kurana iman etmeyen kişilerin cennete girmesi söz konusu olmadığı gibi,şehit olmalarıda söz konusu değildir.
Bayrağımızdaki HİLAL inancımızı İslamı temsil eder Nasılki hırıstiyanlığı HAÇ (+) Temsil ediyorsa, islamın ve müslümanlığın simgeside HİLALDİR.YILDIZ ise bağımsızlığımızı sembolize eder.Bu bayrak bu inancı taşıyan büyük ekseriyeti türk olmak üzere bu bayrağın oluşmasında kanını akıtan müslüman olan herkesin bayrağıdır.Çanakkalde bu uğurda bayrak için can ve kan vermiş dünyanın dört biryanından gel miş bu uğurda Şehit olmuş Türk olmayan her ırktan birçok müslüman kardeşimiz vardır.
Bugün Allahtan peygamberden haberi olmayanların,meyhane yolunu bildiği kadar caminın ve Cumanın yolunu bilmeyenlerin, bayrağın ve istiklal marşımızın ruhundan uzak yaşayanların, bayrakla şehitlikle ne ne alakası olabilir?.Bayrak kim ? siz kimsiniz bayrak sizin neyinize ? Bu bayrağın rengini kim ve hangi ruh oluşturduysa bu bayrak onundur.Bu ruhun ne olduğunu görmek istemeyen körlere istiklal marşının sadece iki kıtasını değil on kıtasını hatırlatırız.Yinede anlamadıysalar MEHMET AKİF ERSOY’UN ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE ADLI DESTANINI İYİ OKUMLARINI tavsiye ederiz.Buna rağmen yinede anlamayamadığınız bir şey varsa En çok istismar ettiğiniz MUSTAFA KEMAL PAŞANIN çanakkale siperlerinde not defterine yazdığı şu hatıratını iyi okuyunuz.
yalnız size bomba sırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim karşılıklı siperler arsındaki mesafe 8 metre yani ölüm muhakkak göğüs göğüse çarpışmalar var.Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına şehit düşüyorlar ikinci siperdekiler onların yerine geçiyorlar.Fakat ne kadar imrenilecek bir durum biliyormusu nuz öleni görüyorlar üç dakika içinde kendilerininde öleceklerini biliyorlar.Fakat en ufak bir çekinme bile göstermiyorlar.Sarsılma yok ürpeti yok okuma bilenler ellerinde kuran cennete gitmeye hazırlanıyorlar, bilmeyenler ise şahadet getirerek düşmana saldırıyor lar.Emin olasınızki ve bilesinizki bize çanakkale savaşı nı kazandıran bu yüksek ruhtur.”Diyor MUSTAFA KEMAL PAŞA
yine çanakkalede düşman kuvetleri başkomutanı general HAMİLTON savaşı kaybettikten sonra bir açıklamasında şöyle diyor. ” onlar öyle bir kitaba (kurana ) iman ediyorlarki içlerindeki bu inancı yok etmediğimiz müddetçe bu topraklara girmemiz mümkün değildir” Dün güç kullanarak bunu başaramayanlar bugün kendi kültürlerini empoze etmek suretiyle kısmende olsa malesef bunu başarmışlardır
Bu gün istiklal ve bağımsızlığımız tehlikededir diyenler acaba bir asra yakın zamandır. Bağımsızlığımızı sağlam temeller üstüne oturtacak hangi atılımları yapmışlardır. Bu gün savaş uçaklarımızı,tankımızı , kendimiz yapabiliyormuyuz.? Ağır sanayisi dışa bağımlı bir ülkenin bağımsızlığından bahsedilebilirmi ?. Öyle hergün dilden ruha inmeyen söylemlerle istiklal marşını okumakla malesef bağımsız olunmuyor beyler…! Dolayısı ile bayrağın ruhundan ve istiklal marşı yazdıran ruhtan haberi olmayanların bayrak sevgisinden ve bağımsızlıktan söz etmesi abesle iştigaldir.
özetle şunu söylemek isterimki ben türküm ama müslüman olamak öncelikli şeref tacımdır. Hangi ırktan olursa olsun dünyanın dört bir tarafındaki müslümanlar benim kardeşlerimdir.İmanımın bir gereği olarak bu ülkeyi parçalanmaya götüren ırka dayalı ne Türkçü nede Kürtçü hiç bir hareketin peşinde olmadım olamamda; Ancak bu bayrak için bu vatan için herkesten ziyade canımı vermeye hazırım ve BU ÜLKEYİ SÖZDE DEĞİL ÖZDE SEVEN,DEDESİ YEDİ SENE ASKERLİK YAPMIŞ KUTULUŞ SAVAŞINA KATILMIŞ BİR GAZİ TORUNUYUM.İMAN NE DEMEK VATAN NE DEMEK BAYRAK NE DEMEK BUNU İYİ BİLİRİM.Öyle dekolte ve trasparan kıyafetlerle eline bayrak alıp mitinglere koşmakla bayrak ve vatan sevilmiyor.Birkere o giyiminiz sonrada söyleminiz o bayrağın ruhuna uygun düşmüyor.
SELAM OLSUN KURANIN AYDINLIK İZİNDEN YÜRÜYENLERE

 

PAROLAMIZ SEVGİ YOLUMUZ KARDEŞLİKTİR Haziran 30, 2007

Kategori: Analizler, Güncel, Yansımalar — geceyolculuklari @ 10:04 am

BEN BİR MÜSLÜMANIM

Beni bir insan olarak yaratıp yücelten,sonrada islamla şereflendiren alemlerin Rabbine sonsuz hamd ederim.

BEN BİR MÜSLÜMANIM

Allah rasulünün buyruğu üzere ve imanımın bir gereği olarak; Doğu dan batı ya,kuzey den güneye,yer yüzündeki bütün müslümanları derilerinin rengine ve hangi ırktan olduklarına bakmaksızın,aralarında hiç bir ayrım,hiç bir fark gözetmeksizin onları kardeş sayar ve severim.

BEN BİR MÜSLÜMANIMEN

Bilirim ve inanırımki hiç bir ırkın diğer bir ırka üstünlüğü yoktur ve gerçek üstünlük islamla şereflenmektir.Bu nedenle kökü yahüdi lik’ten gelme olan üstün ırk anlayışını,yani kavmiyet ciliği dinimin ret ettiği gibi bende red ederim.

BEN BİR MÜSLÜMANUM

Benim bir türk olarak,benim bir kürt olarak veya her hangi bir ırktan bir insan olarak dünyaya gelmem ALLLAH’ın dilemesiyledir kendi tercihim değildir.Öldüğüm zaman kabir aleminde münker ve nekir melekleri bana hangi ırktan olduğumu değil nasıl bir müslüman olduğumu soracaklar.Allah katında müslüman olmayan bir türk’ün bir arab’ın bir kürt’ün değeri, diğer kafirlerle ve imansızlarla aynı katagoridedir.

BEN BİR MÜSLÜMANIM

Irklar insan oğlunun bir çeşitliliği ve soy ağacını belirten ana unsurların ötesinde hiç bir şey değildir. Müslümanlığımız dan öte bunların hiç birsi bizi kurtaran öncelikler değildir. Bedenler ölür çürür gider ama iman ve amelimiz ruhumuzla baki kalır.İşte türklük ve Kürtlük çürüyen bir insan bedeni gibidir.

BEN BİR MÜSLÜMANIM

Bilirimki Irkların üstünlüğüne dayanan kavmiyetcilik ve turancılık anlayışı müslümanların birlik ve beraberliğini bozan en önemli fitnedir ve islam ümmetinin başının en büyük belasıdır.

BEN BİR MÜSLÜMANIM

Bilirimki siyonist ve batılı emperyalistler Müslümanların arasına kavmiyetciliği ve ırkçılığı sokarak osmanlıyı parçala mışlar, ümmet bilincini kaybeden müslümanlar kavimlere bölünerek batılı emperyalistlerin elinde kolay yutulan küçük lokma haline gelmişlerdir.

BEN BİR MÜSLÜMANIM

Bilirimki Hangi milletki kuranı kendisine rehber edinmiş Allah onu yüceltmiş ve yine bilirimki hangi milletki islamı terk etmiş ve ona sırtını dönmüş ise Allah onu zelil ve perişan edip küçültmüştür.Geçmişteki osmanlı ve bu günkü islam alemi nin durumu buna en güzel örnektir.

BEN BİR MÜSLÜMANIM

Bilirimki bedirde,hayberde,İstanbulun Fethinde,Malazgirtte,çanakkale de ve kurtuluş savaşın da ve yer yüzünün nice yerlerinde yükselen sancak bir ırkın gücüne dayalı yükselen sancak değil imanın ve islamın yükselen sancağı idi.

BEN BİR MÜSLÜMANIM

İmanımın bir gereği olarak Dünyanın neresinde olursa olsun bir müslümanın acısı acım sevincide sevincimdir. Bu nedenle ırak,filistin, afganistan, çeçenis tan benim meselmdir bunlara duyar sız kalamam .

BEN BİR MÜSLÜMANIM

Öncelikli görevim müslümanlar arasındaki ayrıştırıcı bir bir fitne olan ırkçılığı ortadan kaldır mak sonrasında ise bir ümmet bilinci ve şuuru ile gayeyi hayalim olarak dünayadaki iki milyar Müslümanın katılımı ile gerçekleşecek büyük islam birliğini kurma yolunda çalışmaktır.

BEN BİR MÜSLÜMANIM

Benim öncelikli ve yeghane rehberim Allah Rasülü HZ.MUHAMMED (S.A) dır Onu sevenler baş tacımız Ona düşman olanlarda baş düşmanımızdır.Hangi ırktan olursa olsun ona yakın olanlar en yakınımız,ona uzak olanlarda aynı anneden doğsak bile en uzağımızdır bu böylece biline; Hayata bakışımızda hahaytı algılayışı mızda, dünyadan ahrete uzanan yolculuğumuzda bizi nurave aydınlığa götüren yegane kıstaslarımız onun getirdiği kıstaslardır.

BEN BİR MÜSLÜMANIM

Allah rasülünün ( sa ) getirdiği vahye dayalı öğretiler dışında dünyadaki bütün izimler ,bütün beşeri sistemler insanlığı mutlu edememiş onun yerine insanlığa kan ve göz yaşından başka bir şey suınamamıştır. Bugün bir kere daha görüyoruz ve yaşıyoruzki insanlık her zamankinden daha fazlasıyla ona muhtaçtır.

ÖNEMLİ HATIRLATMA

Sevgili kardeşlerim yukarıdaki yazımızın bazı sitelerde yayınlandığını ve bundan ziyadesi ile memmun olduğumu belirtmek isterim ancak yazının altına HİKMET GÜNDÜZ ibaresini koyarsanız emeğe saygının bir gereği olarak bizi de mutlu etmiş olursunuz

SELAM VE DUA İLE

Hikmet GÜNDÜZ