İNTERNETTEN ALINTIDIR
crypto-Yahudileri
Onların Yahudi olduğu bilinmez. Müslüman Türk olarak sahnelerde arz-ı endam ederler. Ülkemizde Kürt Yahudileri de bulunmaktadır. Kuzey Irak’taki Barzanî’nin karısı Yahudidir. Kürt Yahudileri kendilerini Müslüman olarak gösterirler. Ne yaparlar, ne gibi işler görürler, kimsenin bilgisi ve haberi yoktur.
Sabatay Sevi zuhur ettiği zaman Kürdistan’daki Yahudilerin de büyük heyecana kapıldığını Scholem yazıyor. Kaç kişi Mesih Sabatay’a iman etmiştir? O, mecburen ve yalancıktan Müslüman olduktan sonra kaç kişi imanında sebat ederek Müslüman kılığına girmiştir? Bu Doğu Sabataycıları içinden kaç büyük devlet adamı, bürokrat, fikir ve sanat şahsiyeti çıkmıştır?
Yurt dışındaki bazı müellifler, bazı kaynaklar Ziya Gökalp’in Yahudi asıllı olduğunu iddia ediyor. Elimde fazla bilgi ve veri yok ama olan kadarını ileride yazacağım. Gökalp önce Kürt ve Kürtçü olarak ortaya çıkmış sonra Türkçülük ve milliyetçilik konusunda birinci isim olmuştur. Onun dostu, talebesi, yakını Moiz Kohen de, Tekin Alp takma adıyla Türkçülük ve milliyetçilik konusunda bir çığır açmış, hatta kitaplarından birine “Kahr olsun Şeriat” başlıklı bir bölüm koymuştur. Moiz Kohen adlı bu Yahudi niçin Türkçülük ve milliyetçilik konusunda Müslüman Türkleri İslâm dışı, İslâm’a zıt bir mecraya ve vadiye çekmek istemiştir?
Kanunî Sultan Süleyman ve İkinci Selim zamanında Yahudi nüfuzu ve tesiri Osmanlı imparatorluğunda doruk noktasına ulaşmıştır. Bu konuda da yeterli araştırma yapılmamış, doyurucu kitaplar yazılmamıştır. Yasef Nassi hakkında yabancı dillerde bir yığın kitap var, bizde bir tek kitap bile yoktur.
Türkiye’de İslâm dinine ve dindar Müslümanlara açılmış savaş dinsiz Türklerin, dinden dönmüş Müslümanların işi midir, yoksa Yahudilerin, Sabataycıların işi midir?
İslâm dininin zuhurundan bu yana bazı Yahudilerin birtakım hareket ve manevraları olmuştur. Yemenli Bir Yahudi hahamı, Abdullah ibn Sebe’ ismini almış, Hazret-i Ömer’den dinî bir vazife istemiş, ilgi görmemiş, Hazret-i Osman’ın hilafeti zamanında ortaya çıkan fitneler bu zat tarafından körüklenmiş ve planlanmıştır. O gün bu gündür bazı Yahudiler İslâm dünyasında böyle çalışmaktadır.
Osmanlı imparatorluğunun yıkılışında Osmanlı Yahudilerinin ve diğer Yahudilerin rolleri nedir?
Yakın tarihimizdeki gizli Yahudiler kimlerdir?Bunlar ne yapmak istemişler, neler yapmışlardır?
Lozan andlaşmasının asıl mimarı Başhaham Hayim Nahum’dur. Hayim Nahum’un gayesi neydi?Ankara’daki Tarih Kurumu, üniversitelerimiz, Kültür Bakanlığı’mız birtakım iddialar ve isnadlar karşısında niçin susmaktadır? İslâm dinini bozmak, asıl İslâm’ın yerine kul yapısı, reforme edilmiş, yenilenmiş, işe gelmeyen tarafları çıkartılmış, beşerî bir ideoloji ve hümanizma haline getirilmiş, sulandırılmış, ılımlı İslâm yapılmış yeni bir din çıkartılmak istenmektedir. Bu reform ve yenilikçilik hareketinde birtakım crypto-Yahudiler bulunmakta mıdır?
Normal olarak milletini, milliyetini seven, Türkiye’nin ve Türklerin yücelmesini, güçlenmesini, üstün olmasını isteyen bir Türk, kendisi dindar olmasa bile İslâm’a saygılıdır. Peki, din düşmanı, Şeriat düşmanı bir Türkçülüğün ve milliyetçiliğin arkasında kimler bulunmaktadır?Samimî bir Türkçü ve milliyetçi olan Dr. Rıza Nur, Hatıratında “Gençliğimde dindardım, namaz kılardım, o günleri heyecanla hatırlıyorum” mealinde satırlar yazmıştır. Daha sonra dindarlığını, inançlarını kaybetmiş olmasına rağmen İslâm dinine karşı asla saygısızlık etmemiştir. Rıza Nur’un zıt kutbunda Moiz Kohen Tekin Alp bulunuyor. O Yahudi ise “Kahr Olsun Şeriat” diye yazacak kadar İslâm düşmanıdır. Acaba hangisinin Türkçülüğü ve milliyetçiliği doğrudur, hakikîdir?
Bundan birkaç yıl önce, sayın Ecevit’in başbakanlığı sırasında Kültür Bakanlığı Tekin Alp’in bir kitabını yayınladı. Ancak, Tekin Alp takma adının yanına parantez içinde “Moiz Kohen” diye yazmayı unuttu. Bu unutma gerçekten unutma mıdır, yoksa pekâlâ bilindiği halde es mi geçilmiştir?
Maalesef ülkemizde birtakım Yahudiler, Türkiye’yi ele geçirmek için iki kimlikli olarak çalışmaktadır. Zahirde Müslüman, gerçekte Musevî. Türkiye’deki kripto-Yahudilerin miktarı belli midir? Bu konuda kesin bir şey söylenemez. Eskiden bunların birkaç on bin kişi olduklarını tahmin ediyordum. Şimdi Harry Ojalvo (Aksiyon Dergisi’nde yapılan röportaj) gibi Türkiye’de bir buçuk milyon Gizli Yahudi bulunduğuna inanıyorum.
Onların hepsi Sabataycı değildir. Bazıları Bektaşî, bazıları Alevî postuna bürünmüştür. Mevlevîliğe, Melamîliğe girenleri de vardır Hattâ şu anda, sanırım, çatlak sesler çıkartan bazı Reformcu ve Yenilikçi ilahiyatçıların da, bunlarla alakası vardır. Kesin konuşmuyorum ama mutlaka incelenmesi gereken bir konudur bu.
Bizdeki Gizli Yahudiler milliyetçilik ve Türkçülük cereyanı ile de, çok yakından ilgilenmişlerdir. Onlar milliyetçiliği ve Türkçülüğü İslâm’a rakip bir duruma sokmak istiyorlar, bunda da hayli başarılı olmuşlardır. Aslında bir Türk milliyetçisinin, aklı başında bir Türkçünün, kendisi dindar olmasa bile Müslümanlığa ve Müslümanlara karşı son derece saygılı olması gerekir.
Yahudilere, Musevilere en fazla zarar verecek olan iki şey Siyonizm ile İsrail devletidir. Çoğu gitti azı kaldı, yakında dünya çapında korkunç ve dehşetli hadiseler olacaktır. Bekleyiniz. Türkiye Hahambaşılığı’na bağlı olan, iki standartlı ve iki kimlikli olmayan Yahudi vatandaşlarımızla fazla bir ihtilafımız yoktur.
İsrail’de, birtakım Yahudiler Türkiye ile, tarihimizle, birtakım önemli kişilerimizle ilgili önemli bilgiler ihtiva eden kitaplar, makaleler yazmışlardır. Bunların çoğu ibranicedir. Peki biz Türkiyeliler, bu yayınları incelemiş, taramış, tahlilini yapmış, gereken yerlerini Türkçe’ye çevirip kültürümüze kazandırmış mıyızdır? Maalesef… Yatakta uyuyoruz, ayakta uyuyoruz…
Türkiye’de İslâmiyet’i, Şeriatı, dindarlığı öcü gibi gösterenler; bunları devletimiz ve Cumhuriyetimiz için büyük tehlike ve tehdit olarak gösterenler kimlerdir? Laikliği çığırından çıkartanlar kimlerdir? Yakın tarihimizde bu ülke, sistemli şekilde soyulmuş, talan edilmiştir. Yekunu trilyonlarca doları bulan bu soygun ve talanı kimler yapmıştır? Ülkemizde dehşetli bir kimlik erozyonu olmuştur. Bu erozyon kimlerin eseridir? “Siyon Protokolları”nın sahte ve düzmece olduğu iddia ediliyor. Ancak şu husus da göz ardı edilmemelidir. Bazı kişilerin ve zümrelerin Türkiye’de yaptıkları, harfi harfine bu Siyon Protokollarına uygun düşüyor. Bu tatbikat kimlerin eseridir? Türkiye toplumunun millî kimliğinin ana faktörü İslâm idi. Ülkede Müslümanlık sarsılınca, İslâmî değerler terk edilince büyük bir çözülme, çöküntü, dejenerasyon meydana gelmiştir, bunu kimler yapmıştır?
İçimizden bazıları İsrail’e karşı büyük bir hayranlık, bağlılık, sevgi, dostluk besliyor. Oradaki sistem Türkiye’dekinin taban tabana zıddıdır. İsrail bir din devletidir, bir ırk devletidir, Musevî şeriatı üzerine müesses bir devlettir. Orada din ve devlet aynı şeydir. Peki, bizdeki birtakım laikler nasıl oluyor da, böyle bir devlete hayran oluyorlar?
Dönmelerin inanç Esasları
Dönmelik, “Osmanlı tebasından olup dini ve siyasi ideallerine daha rahat ulaşabilmek için İslâmı kabul etmiş görünen Yahudi cemaati şeklinde tanımlanmaktadır.
Dönmeliğin tarihçesine baktığımızda Dördüncü Sultan Murad döneminde Sabatay Sevi’nin sahte ihtidasıyla başlar. Bu yüzden onlara dönme dendiği gibi liderlerinden hareketle “Sabatayistler” de denir.
Ayrıca günümüz Türkiye’sinde dönmelerle ilgili verilen şu bilgiler çok dikkat çekicidir:
“… Dönmeler Türkiye genelinde 30-40.000 kişi civarında tahmin edilmektedir. Bunlar daha çok Edirne, İstanbul, İzmir, Ankara ve Bursa’da yaşamaktadırlar. Yoğun olarak bulundukları yer Selânik olduğu için dönmelere “Selanik dönmesi” de denilmektedir. Bundan dolayı mübadele sonrasında Türkiye’nin çeşitli şehirlerine gelip yerleşen dönmelerden doğum yerleri Selânik olanlar Selânik ismini değiştirmişlerdir. Kapalı bir cemaat hayatı yaşadıkları için dönmeler sır vermemeye özen göstermişler, eskiden olduğu gibi bugün de Türklerin yanında Türk isimlerini, kendi aralarında ise Yahudi isimlerini kullanagelmişlerdir.“Dışişleri, maliye, eğitim, basın-yayın ve üniversiteler başta olmak üzere çeşitli alanlarda görev yapanların yanında, özellikle ticaret ve sanayide önemli başarılar elde eden dönmeler de vardır. Bugün Türkiye’nin en etkili aydınları, gazete sahipleri ve köşe yazarları arasında dönmelerin de bulunduğu iddia edilmektedir. (**)”Siyonist kongrelerde önemli mevkilerde yer alan dönmelerin bazan sinsi, bazan ise açıktan açığa fakat muttariden İslâm’a ve Müsülanlara saldırmaktan, karalamaktan geri durmadıkları bir gerçektir. Gayız ve husumetleri hiç bitmeyen dönmelerin, intikam hislerini tatmin için Türk milletinin mukaddes hislerini hançerlemek başlıca görevleridir. Müslümanlığa avdeti irtica telakki ederken, Yahudiliğe avdeti ilerleme olarak kabul ederler…Tarihsizlik
TARİHİMİZİ tahrif ede ede, milletimizi hafızasız aliene bir toplum haline getirdiler. Ortaya sun’î (yapay), düzmece, uyduruk bir tarih çıkarttılar. Halide Edip Adıvar “Türkiye’de Şark, Garp ve Amerikan Tesirleri” adlı kitabında; bizde lisan ve tarihe yapılan devlet müdahalesinin, Hitler Almanya’sındakinden ve Stalin Rusya’sındakinden daha fazla ve daha şiddetli olduğunu yazıyor.
Okullarda, üniversitelerde okutulan resmî tarihte birçok gerçek ya tersyüz edilmiştir, yahut hiç okutulmamaktadır
Tanzimat’tan bu yana vaki olan ihtilal, darbe, büyük değişim hareketlerinde
• Masonların,
• Sabataycıların,
• Dönmüş veya dönmemiş öteki Yahudilerin,
• Tekin Alp takma adıyla sözde Türkçülük ve milliyetçilik yapan kişinin ve benzerlerinin,
• “Boğaziçi aşireti”nin,
• Misyonerlerin,
• İngiliz, Amerikan ve diğer emperyalist ülkelerin ajanlarının… isimlerinden,
rollerinden, tesirlerinden bahs edilmemektedir.
Düşünebiliyor musunuz? Yüzlerce, binlerce yakın tarihimiz kitabı yazılıyor, okutuluyor ve bir kere bile Sabataycılardan bahs edilmiyor. O Sabataycılar ki, yakın tarihimize damgalarını vurmuşlardır. O Sabataycılar ki, şişirme ünlülerinden birinin New York’ta “Biz, yirminci asırda iki devlet kurduk. Biri İsrail, ötekisi……” dediği iddia ve rivayet edilmektedir. Son seksen-doksan yıl içinde Türkiye’de birtakım marksist faaliyetler yapıldı; birtakım Türkiyeliler bu ülkeyi, bu halkı, bu devleti Marks’ın ve Lenin’in ideoloji ve sisteminin kurtaracağını iddia etti. Bu konuda binlerce araştırma yayınlandı. Soruyorum:Türkiye’deki bütün marksist fikir adamlarının, aksiyoncuların, önde gelen şahsiyetlerin Sabataycı olduğunu bir tek satırla yazan tarih kitabı var mıdır? Maalesef yoktur. Farmasonlar da yakın tarihimize damgalarını bastılar. Peki okul ve üniversite kitaplarında onlardan niçin bahsedilmiyor? Bir liseli Türkiye çocuğunun Sultan Beşinci Murad’ın Farmason olduğunu bilmeye hakkı yok mudur?Müslüman Türkiyelilerin, bir kitabına “Kahr olsun Şeriat!” fasıl başlığını koyan Tekin Alp’i, nâm-ı diğer Moiz Kohen’i tanımaya hakları yok mudur?Tarihçi Nihal Adsız’ın “Gök Sultan” diye övdüğü Sultan İkinci Abdülhamid Han’ı okul ve üniversite kitaplarında yerin dibine batırıyorlar; onu tahtından indiren İttihad’çıları, Jön Türkleri, cryptoları baş tacı ediyorlar. Otuz üç yıllık saltanatı boyunca devletin, ülkenin bütünlüğünü korumuş, memlekete nice faydalı müessese kazandırmış Türk asıllı ve imanlı bir devlet başkanına olan bu kin nereden geliyor? Onu beğenmeyenlerin, onu alaşağı edenlerin bu halka, bu devlete, bu ülkeye verdikleri zararı biliyoruz. 1909′da Abdülhamid Han’ı tahttan indirdiler, 1911′de Trablusgarb’ı (Libya) ve Oniki adaları İtalya’ya; 1912′de koskoca Rumeli’yi Balkan devletlerine kaptırdılar; 1918′de Mondros’ta teslim bayrağını çektiler ve Alman denizaltıları ile Türkiye’den kaçtılar.1909 ile 1918 arasında sahte hürriyet kahramanları Osmanlı ülkesini, devletini, halkını batırdılar, bitirdiler, mahv ettiler. Vatan sathını darağaçları ile doldurdular, gazetecileri sokak ortasında katl ettiler, savaş yıllarında halkı açlıktan öldürdüler, Sarıkamış’ta yüz bin askerimizi soğuktan dondurdular, vagon ve bulgur ticaretleriyle efsanevî haram ve kara servetler elde ettiler, on yıl boyunca “Hürriyet, adalet, müsavat, uhuvvet” bağırtıları ve böğürtüleri içinde korkunç bir devlet ve parti terörü icra ettiler. Onlar kahraman oldu, zavallı Sultan Abdülhamid kızıl sultan ve hain oldu. En büyük suçu neydi? Filistin’i siyonistlere peşkeş çekmemek mi?
Millî mücadelemizin tarihini de çarpıttılar.
1919′da Mustafa Kemal Paşa Samsun’a kimin emriyle ve parasıyla gitmişti? Ordudan istifa ederken Padişah’a çektiği iki telgrafın başlıklarında “Atebe-i Ulya-yı Hazret-i Hilafetpenahîye” diye yazmamış mıydı? Telgraflardan birinin altında “Kulları Mustafa Kemal…” diğerinde “Kulunuz…” diye yazılı değil miydi? 23 Nisan 1920′de Büyük Millet Meclisi Hacı Bayram Veli Camii’nde topluca kılınan Cuma namazından sonra dualar edilerek, tekbirler getirilerek, kurbanlar kesilerek açılmamış mıydı? Meclis’te yetmişten fazla sarıklı müftü, müderris, şeyh yok muydu?
Rıza Nur Hatırat’ında yazıyor: Milletvekillerine lojman bulunamadığı için yatılı bir lisenin yatakhanesinde kalıyorlarmış. Ankara valisinin emriyle her sabah yatakhanede ezan okunur, mebuslar namaza kaldırılırmış. Meclis’in ilk celsesinde başkanlığı en yaşlı üye Sinop mebusu Şerif Bey yapmış, ondan sonra sözü ünlü bir paşa almıştır. Her ikisi de açılış konuşmalarında “Bu Meclis önce Halifemizi, sonra vatanımızı kurtarmak için açılmıştır…” mealinde konuşmamışlar mıydı? Meclis zabıtlarının koleksiyonu kütüphanelerde mevcuttur. Merak eden gidip bakabilir, okuyabilir…
İşinize gelmediği için bana gerici diyorsunuz ve yazdıklarımı kabul etmiyorsunuz.
Size bir adres veriyorum: Yakın tarihimizin, Millî Mücadelenin uzmanlarından haysiyetli ilim adamı Profesör Mete Tunçay’a sorunuz. O gerici değildir. Ona “Kurtuluş Savaşımız İslâmî bir hareket miydi?” sorusunu yöneltiniz. Size “Evet, İslâmî bir hareketti…” cevabını verecektir. Nereden biliyorsun?.. Daha önce kaç kere yazdı ve söyledi…Millî Mücadele kazanıldıktan sonra kısa bir müddet çoğulcu demokrasi devam etti, sonra tek parti rejimine geçildi. Resmi tarihler bunun da içyüzünü yazmıyor. Hangi okul ve üniversite ders kitabında, muasır medeniyeti (çağdaş uygarlığı) yakalamak konusunda Japonya ile Türkiye’nin yaptıkları mukayese edilmektedir? Böyle bir karşılaştırmaya niçin cesaret edemiyorlar? Japonya ilimde, teknikte, iktisatta, sanayide ilerledi, dünyanın on büyük devleti listesine girdi de Türkiye niçin geri kaldı, niçin sanayileşmedi, niçin Japonya’daki gibi üniversitelere, medyaya, eğitime sahip olmadı? Liseli çocuklarımıza, üniversiteli gençlerimize bu konuyu niçin anlatmıyoruz? Japonlar, binlerce karışık ve çetrefil ideogramdan meydana gelen o çok zor yazılarıyla günde 13,5 milyon adet basan günlük gazeteler yayınlıyor, 400 üniversitede kaliteli ve yüksek bir eğitim veriyor, şimdiye kadar onlarca Nobel kazanmış bulunuyor da biz Türkiyeliler böyle başarılara niçin nâil olamadık? Gençlerin bu konuları düşünmelerine, müzakere etmelerine fırsat verilse iyi olmaz mı?
İyi olur ama sonra birtakım tabular yıkılır, konvansiyonel yalanlar ortaya çıkar. Böyle bir şey bizim pembelerin, kızılların, cryptoların işine gelmez. Yıllardan beri genç nesillerin beyinlerini yalanlarla uyuşturdular. Din terakkiye (ilerlemeye) engel imiş. Ne büyük hezeyan! Hiçbir din ilerlemeye engel olmaz. Din terakkiye mâni olsaydı binlerce puta tapan, inekleri kutsal kabul eden Hindistan atom bombası yapamazdı.
Şintoizm, Budizm, Konfüçyanizm Japonları geriletmediği gibi, İslâm da Türkleri, Türkiyelileri geriletmemiştir. Türkiye’nin geri kalmasının sebepleri başkadır. Türkiye bir takım yanlış fikir ve görüşlerin, yanlış ideolojilerin akıl ve hikmet dışı tabuların, ihanet ve hıyanetlerin tesiriyle geri kalmıştır.
BU YAZI İNTERNETTEN ALINMIŞTIR

Bir okurumuz baş örtüsü ile ilgili olarak yazmış olduğum “ HANİ ANNE “ Şiirime bir yorumgöndermiş.Şöyle diyor sevgili okurumuz.
“Şimdi sen başörtüsünü özgürlük olarak algılıyorsan, başörtüsü senin prangandır. Şimdi başörtüsü,sonra araç sürme hakkın, sonra seçme seçilme hakkın ve diğerleri elinin altından gidince o zaman göreceksin esas ağlamayı. Bende o zaman diyeceğimki bak ağladın zırladın hadi şimdi ara özgürlüğünü o zaman arayama yacaksınki demokrasin bile olmayacak ve sana yardım edecek Atatürkün…”
Değerli okuruma tabiki bizede cevap verme hakkı doğdu.
Bak Arkadaşım belliki senin başörtüsünü anlayacak kadar yeter düzeyde ne bir bilgin nede oturmuş bir islami kimliğin var.Tabi siz islamı gerçek kaynaklarından değilde islamı sulan dırmak için ekran ekran dolaştırılan islam kisvesine bürünmüş islam düşmanı münafıklardan öğreniyorsunuz.Tabi öyle olunca kılavuzu karga olanın öğrendiği ve bildiği islamda o kadar olur.Gerçek bir müslümanın baş örtüsüne karşı çıkması asla düşünülemez.Bu ülkede baş örtüsüyle sorunları olanlar aslında islam dini ile sorunları olanlardır. Allahın dini ile alakası olmayanların, kendi icat ettikleri din anlayışlarını müs lümanlara dayatmaya kalkışanların, aslında islamdan hiç anlamadıkları, meyhanenin yolunu bildikleri kadar cumanın ve caminin yolunu bilmedikleri açık bir gerçektir.Allah insanları bu dünyaya yaşamın da özgür bırakmış, taki hesap gününe kadar.Cennetide cehennemide tercih etmeyi insanın özgür iradesine bırak mış.Yani bir anlamda insanların demokratik bir sistemde kendi özgür iradeleriyle demokra tik tercihlerde bulunmaları gibi.Tabi tercihi yapan tercihininde neticesine katlanır.Yani bizim cehennemi tercih edenlere diyeceğimiz bir şey yok o onların kendi tercihidir. Ancak sizlerde cenneti isteyenlere,Allahın rızasını arzulayanlara saygı duymak zorundasın.Onların sizin tercihlerinize saygı duydukları gibi.Bu ülkede baş örtüsü takanların yani bizlerin rejimle demokrasiyle Cumhuriyetle bir sorunu muz yok.Bizim sorunumuz bu ülkede benim gibi inanacaksın,benim gibi giyineceksin,benim gibi düşüneceksin diyen jakoben dayatmacı anlayışlarladır.
BİZ DEMOKRASİ İSTİYORUZ
Demokrasiyi şöyle bir örnekle anlatabiliriz.Bir mağza düşünün bu mağzada her renkten,her modelden her yaş gurubuna göre elbiseler sergileniyor.Doğal olanı herkesin bu elbiselerden kendi zevkine uygun olanı alıp giymesidir.İşte bu demokrasidir.Bir başkası da deseki “ hayır bu mağzada sizler için sizin tercihiniz geçerli değil ,sizler için benim tercihim geçerlidir deyip herkese tek tip, tek renk, tek model olan kendi beğendiği elbiseleri giymeleri için zorlamaya kalksa bu insanların özgür iradelerine ve demokratik tercihklerine karşı çıkmak,onlara baskı ve şiddet uygulamak değilmidir.Bu davranış demeokrasi dışı jakoben bir anlayıştır.İşte bugün ülkemizde baş örtüsüne ve inanç özgürlüğü ne saldıranlar bu anlayışta insanlardır.İşte bizim sorunumuz demokrasiyi hazmedememiş olan bu anlayışlarladır.
ALIN SİZE TARİHTEN BİR ÖRNEK
Alın size tarihten bir örnek verelim.Kurtuluş savaşı yıllarında maraş fıransızlar tarafından işgal edilir.Çeşemeye su almaya gelen türk hanımlarından birine bir fıransız subayı ilişerek başındaki baş örtüsünü alır aşağıya indirir.Zorla bir fransız subayının bir türk kadınınının baş örtüsünü aşağı indirdiğini gören sütcü imam silahını çekerek fıransız subayını alnından vurur.Sütcü İmam bu haraketiyle maraşta kurtuluş mücadelesinin ilk meşalesini yakarak maraşta fıransızlara karşı ilk mücadeleyi başlatır.Neticesinde fıransızlar çekilmek zorunda kalır ve geldikleri gibi giderler.Bu gün bu ülkede başörtüsüyle uğraşanların o günkü çeşme deki baş örtüsünü indiren fıransızlardan acaba düşünce olarak ne farkları var iyi düşünmek lazım.O gün Onlar bunu islam düşmanı ve haçlı zihniyetine sahip oldukları için yapıyorlardı. Bu gün ise bunu güya kendilerini müslüman addedenler ve türk olduğunu söyleyenler yapıyor
İSTİKLAL MARŞINI YAZDIRAN RUH
Ben bir gazi torunuyum dedem 7 sene bu ülkeye askerlik yaptı izmirde yunanlılara karşı savaştı onun anlattığı hikaylerle büyüdüm.Vatan sevgisi nedir iman sevgisi nedir çok iyi bilirim.Bu ülkenin hangi zorluklarla bizlere emanet edildiğinide iyi bilirim.Bizler İstiklal marşını yazdıran o ruhun gerçek sahipleriyiz.O ruh istiklal marşını on kıtası içinde bezenmiştir.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar. /Benim iman dolu gösüm gibi serhaddim var./ Ulusum korkma nasıl böyle bir imanı boğar. /Medeniyet dediğin tek dişi kalmış cavar
Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli/Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli/Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O ruhun ne olduğunu birde çanakkalede anafartalar komutanı olan Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu yarbay Gazi Mustafa Kemal Atatürkün hatıratlarına yazdıklarından dinleyelim
“yalnız size bomba sırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim karşılıklı siperler arsındaki mesafe 8 metre yani ölüm muhakkak göğüs göğüse çarpışmalar var.Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına şehit düşüyorlar ikinci siperdekiler onların yerine geçiyorlar.Fakat ne kadar imrenilecek bir durum biliyormusu nuz öleni görüyorlar üç dakika içinde kendilerininde öleceklerini biliyorlar.Fakat en ufak bir çekinme bile göstermiyorlar.Sarsılma yok ürpeti yok okuma bilenler ellerinde kuran cennete gitmeye hazırlanıyorlar, bilmeyenler ise şahadet getirerek düşmana saldırıyor lar.Emin olasınızki ve bilesinizki bize çanakkale savaşı nı kazandıran bu yüksek ruhtur.”Diyor MUSTAFA KEMAL PAŞA
İRAN BİZE DEĞİL BİZ İRANA MODELİZ
Bu millet islamla ilgili tercihini 1000 sene önce yapmıştır.Yani binseneden beri müslümandır. Bin seneden beride inanarak başını örten her türk kadını başına taktığı baş örtüsünü Allahın kendisine taktığı nurdan bir taç olarak algılar.Bazılarının dediği gibi kimsenin kendisine iranı bir model gibi algıladığı falan yok.İran 1980 yılında humeyni devrimi ile şimdiki sisteme geçti.Biz ise 1000 senedir müslümanız.Niye iranı örnek alacağızki.Biz cumhuriyetle birlikte yönetim şeklimizi değiştirdik, ancak dinimizi değiştirmedik.Bazıları sanki cumhuriyete geçmeyi sanki din değiştirmek gibi algılıyorlar.Yakın tarihi iyi inceleyenler Atatürkün yanıbaşında kurtuluş mücadelesinde baş örtülü,çarşaflı hatta peçeli kadın fotoğrafları görürler.

Cephelere kağnılarla mermi taşıyan kadınların ortak giyimi böyleydi.

Bu resimlerde elinde bayrak tutan iki öğretmen hanım yüzü çarşaflı ve peçeli yanlarındaki öğrencilerle Atatürkü karşılıyorlar
Cumhuriyetin ilk yıllarında okullarda eğtim veren başörtülü ve çarşaflı öğğretmenler vardı Atatürk bunların giyim tarzları ile ilgili asla bir zorlamada bulunmadı.Hal böyleyken bunları iran ve sudi arabistana bağlamanın ne anlamı var.Yani bu millet kendisi bin yıldır zaten müslümanken islamı tutupta irandan ve sudilerdenmi öğrenecek?.Bu ne cehalettir böyle. 1400 yıldır bütün islam aleminde peygam berimizden bu güne müslüman kadınlar başlarını örterler.Yani 1400 senedir peygamberimiz ( s.a) dahil kuranı yanlış anladılarda bu günkü dayatmacılarmı doğruyu anladılar.Bizim Atatürklede hiç bir sorunumuz yok.Bizim sorunumuz Atatürkü kullanarak her türlü baskı ve zorbacılığı Atatürk adına yapanlarladır.Atatürk kurtuluş savaşını bu inançlı milletle kazanmış,Yine Cumhuriyeti bu inançlı milletle kurmuştur.
Atatürk günümüzdeki atatürkçü geçinen islama her fırsatta saldıran Atatürkçüler gibi asla dinsiz değildi.Bizim mücadelemiz demeokrasiyi ve millet iaradesini henüz sindirememiş olanlarladır.Biz sadece demokrasi istiyoruz.
Selam ve dua ile
geceyolculukları
CEN.NET CAFE…
Falanca Camii imamı Abdullah hoca, resmi işlerini yaptırmak için nüfus müdürlüğüne gider.Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet-cafenin yolunu tutmak zorunda kalır. Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim CEN.NET CAFE… “fesüphânallah’ lar, estağfirullah’ lar çektirir hoca efendiye, hem de ardı arkasınca: Cafe işleten delikanlıya hacetini söyler:
- Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin?
- Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim. Abdullah hoca başlar beklemeye. Böylelikle bulunduğu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline. Demek ki der gençlerin giripte bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır. Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak,huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur. Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler nasıl kapandan çıkamıyorlarsa, ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir “fesuphanallah” daha çeker
ve:
- Âhir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine…
Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur Abdullah amca. En azından bu da bir hürmet ifadesidir. “Aferin” derken içinden, hayıflanır istemeden:
- Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar.
Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, ne kendisine ne de acıdığı gençlere bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir:
- Delikanlı sana bir şey soracağım ama bilmem ne düşünürsün?
- Buyurun amcacığım, ne soracaktınız?
- Sen Allah’ı bilir misin?
Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği jöleli saçları, her baktığında bir “fesuphanallah” daha çektiği sakal şekliyle bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır. Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak:
- Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca? Hayretle sormaktan alamaz kendisini:
- Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah’ı, bana bir anlatır mısın?
Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir:
- Bu bilgisayar ile biliyorum amcacığım.
- Bunlarla mı? Delikanlı pek anlayamadım.
- Bu bilgisayarların varlığı benim nazarımda Allah’ın varlığının en açık delillerinden biridir. Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca, böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir. Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını, mutlaka birisi tarafından yapılmış olduğunu söyler sana. Meselâ Darwin denilen mendebur kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki: “Bu âlet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir.” Darwin bile “çüşş lan deve” der. Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir:
- Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam, onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince kıvırıveriyor değil mi evlâdım?
- Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlanmış, hepsi bir program tarafından idare ediliyor. Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur; yani bir mânâda farzı muhal buranın tanrısı benim. Bazen oyun oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar
oluyor. Hemen yakalıyorum kerataları. “Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle! Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılıvereceğinizi mi zannettiniz? ” “Paramız yok abi!” derlerse; “Yok öyle yağma!” deyip cezalandırıyorum. İnternet-cafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camlan silip tuvaleti temizlettiriyorum. Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insandan? Bir cafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatın, kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı? Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi?
- Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki Allah’ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin?
-Ben Allah’ı hiçbir şeye benzetmeden bilirim amca.
- Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım? Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti:
- Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır. Birbirlerine benzemezler. Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka. Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır. Kamerası vardır, ses düzeni vardır, ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır. Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti. Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu. Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama delikanlı ile muhabbete devam etmek istedi.
- Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun?
- Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda kendimi yeterli görmüyorum.
- Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardıma olabilirim belki evlâdım.
- Neler yapmam gerektiğine dair surdan biliyorum amca: Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş. Ben de gönlümde sadece O’na ve sevdiklerine yer vermeliyim, onun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım. İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman onu söylemeli, onu anlatmalıyım. Son olarak bana verdiği bu bedeni onun nzası istikametinde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu onun yolunda eskitmeliyim. Benim bildiğim bundan ibaret…
- Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki!
- Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki! Gidilecek yolu bilmek ayn, usulüyle yolda yürüyebilmek apayn bir şey… Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse, Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFİS virüsünü aktif hale getiriyor. Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir virüs programı bulmam lazım belki de..
- Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: TASAVVUF anti-virüs programlarından birisini gönül Hard-diskine kuruyorsun ve her gece kalkıp güncelleyerek, virüs taraması yapıyorsun evlâdım.
Delikanlı aldığı cevaptan hem şaşırmış hem hoşlanmışû. Hoca efendiye
tebessüm ederek:
- Amca bu programı nereden indirebiliriz acaba? Bildiğin bir site var mı? dedi. Hoca efendi aynı tebessümle cevap verdi:
- Bunun korsan sürümlerine çok dikkat etmek lâzım evlat. Ehline müracaat ederek lisanslı bir program yüklemelisin bence.
- Sizde var mı öyle bir program?
- Var da, ben yüklemeyi bilmiyorum, ama istersen tanıdık bir programlama biruzmanı tavsiye edebilirim.
- Çok sevinirim, diyen delikanlı, Abdullah Hoca ile tekrar buluşacaklan bir gün kararlaştırarak, hoca efendiyi dükkanından uğurladı. Ve ümit dolu tebessümlerle
arkasından bir müddet seyretti….
GÖNDEREN CEMİLE KOCAER ZEYTİNBURNU/İSTANBUL
AKP AÇISINDAN

Hani biz bu ülkede azınlık değildik,
Hani başı öne düşüp yürümeyecektik,
Hani itilip kakılıp horlanmayacaktık,
Biz bugünleri de mi görecektik anne

Hep kendini dünyaya mala mülke adadın
Şu yalancı dünyaya nede çok bel bağladın
Ezanlar okundu her gün kurtuluşa koş diye
Bu kutlu davete hiç kulak aldırmadın
Ne yazık ki unuttun mabetlerin yolunu
Ne ramazan ne Cuma hiç huzura varmadın
Nice zenginler var ki bu dünyadan gittiler
Şu olup bitenlerden hiçbir ibret almadın
Geleceğe yönelik ne hayallerin vardı
Musallaya geleceğini hiç hesaba katmadın
İşte nihayet bak geldi ve çattı o an
Bak miras konuşuyor cenazende akraban
Sen bunlar için mi bir ömrü heba ettin
Boşa bu çırpınışlar bak sen neler kaybettin
Şimdi fer yad etsen de,geri dönmek istesen de
Geri dönüş yok artık Allah rahmet eylesin
Hikmet GÜNDÜZ 1996
ÖNEMLİ HATIRLATMA
Şiirlerimiz yasal olarak güvence kapsamında olup kaynak ( site adresi ve şairin ismi ) verilmeden kullanılması yasaktır.Bu aynı zamanda kul emek hırsızlığı olup kul hakkını ihlaldir
Önemli uyarı
Şiirlerimiz yasal güvence kapsamında olup izinsiz ve site adresi
vermeden kullanılması ve yayınlanması yasaktır.
Bu emek hırsızlığı olup kul hakkını ihlaldir

Hikmet GÜNDÜZ 22/05/2006 Saat 14:30
ÖNEMLİ UYARI
Şiirlerimiz yasal güvence kapsamında olup
şiirlerin kaynak ( site adresi ) vermeden
ve şairin ismi yazılmadan kullanılması
ve yayınlanması yasaktır.Bu aynı zamanda emek hırsızlığı
olup kul hakkını ihlaldir

BEN BİR MÜSLÜMANIM
Beni bir insan olarak yaratıp yücelten,sonrada islamla şereflendiren alemlerin Rabbine sonsuz hamd ederim.
BEN BİR MÜSLÜMANIM
Allah rasulünün buyruğu üzere ve imanımın bir gereği olarak; Doğu dan batı ya,kuzey den güneye,yer yüzündeki bütün müslümanları derilerinin rengine ve hangi ırktan olduklarına bakmaksızın,aralarında hiç bir ayrım,hiç bir fark gözetmeksizin onları kardeş sayar ve severim.
BEN BİR MÜSLÜMANIMEN
Bilirim ve inanırımki hiç bir ırkın diğer bir ırka üstünlüğü yoktur ve gerçek üstünlük islamla şereflenmektir.Bu nedenle kökü yahüdi lik’ten gelme olan üstün ırk anlayışını,yani kavmiyet ciliği dinimin ret ettiği gibi bende red ederim.
BEN BİR MÜSLÜMANUM
Benim bir türk olarak,benim bir kürt olarak veya her hangi bir ırktan bir insan olarak dünyaya gelmem ALLLAH’ın dilemesiyledir kendi tercihim değildir.Öldüğüm zaman kabir aleminde münker ve nekir melekleri bana hangi ırktan olduğumu değil nasıl bir müslüman olduğumu soracaklar.Allah katında müslüman olmayan bir türk’ün bir arab’ın bir kürt’ün değeri, diğer kafirlerle ve imansızlarla aynı katagoridedir.
BEN BİR MÜSLÜMANIM
Irklar insan oğlunun bir çeşitliliği ve soy ağacını belirten ana unsurların ötesinde hiç bir şey değildir. Müslümanlığımız dan öte bunların hiç birsi bizi kurtaran öncelikler değildir. Bedenler ölür çürür gider ama iman ve amelimiz ruhumuzla baki kalır.İşte türklük ve Kürtlük çürüyen bir insan bedeni gibidir.
BEN BİR MÜSLÜMANIM
Bilirimki Irkların üstünlüğüne dayanan kavmiyetcilik ve turancılık anlayışı müslümanların birlik ve beraberliğini bozan en önemli fitnedir ve islam ümmetinin başının en büyük belasıdır.
BEN BİR MÜSLÜMANIM
Bilirimki siyonist ve batılı emperyalistler Müslümanların arasına kavmiyetciliği ve ırkçılığı sokarak osmanlıyı parçala mışlar, ümmet bilincini kaybeden müslümanlar kavimlere bölünerek batılı emperyalistlerin elinde kolay yutulan küçük lokma haline gelmişlerdir.
BEN BİR MÜSLÜMANIM
Bilirimki Hangi milletki kuranı kendisine rehber edinmiş Allah onu yüceltmiş ve yine bilirimki hangi milletki islamı terk etmiş ve ona sırtını dönmüş ise Allah onu zelil ve perişan edip küçültmüştür.Geçmişteki osmanlı ve bu günkü islam alemi nin durumu buna en güzel örnektir.
BEN BİR MÜSLÜMANIM
Bilirimki bedirde,hayberde,İstanbulun Fethinde,Malazgirtte,çanakkale de ve kurtuluş savaşın da ve yer yüzünün nice yerlerinde yükselen sancak bir ırkın gücüne dayalı yükselen sancak değil imanın ve islamın yükselen sancağı idi.
BEN BİR MÜSLÜMANIM
İmanımın bir gereği olarak Dünyanın neresinde olursa olsun bir müslümanın acısı acım sevincide sevincimdir. Bu nedenle ırak,filistin, afganistan, çeçenis tan benim meselmdir bunlara duyar sız kalamam .
BEN BİR MÜSLÜMANIM
Öncelikli görevim müslümanlar arasındaki ayrıştırıcı bir bir fitne olan ırkçılığı ortadan kaldır mak sonrasında ise bir ümmet bilinci ve şuuru ile gayeyi hayalim olarak dünayadaki iki milyar Müslümanın katılımı ile gerçekleşecek büyük islam birliğini kurma yolunda çalışmaktır.
BEN BİR MÜSLÜMANIM
Benim öncelikli ve yeghane rehberim Allah Rasülü HZ.MUHAMMED (S.A) dır Onu sevenler baş tacımız Ona düşman olanlarda baş düşmanımızdır.Hangi ırktan olursa olsun ona yakın olanlar en yakınımız,ona uzak olanlarda aynı anneden doğsak bile en uzağımızdır bu böylece biline; Hayata bakışımızda hahaytı algılayışı mızda, dünyadan ahrete uzanan yolculuğumuzda bizi nurave aydınlığa götüren yegane kıstaslarımız onun getirdiği kıstaslardır.
BEN BİR MÜSLÜMANIM
Allah rasülünün ( sa ) getirdiği vahye dayalı öğretiler dışında dünyadaki bütün izimler ,bütün beşeri sistemler insanlığı mutlu edememiş onun yerine insanlığa kan ve göz yaşından başka bir şey suınamamıştır. Bugün bir kere daha görüyoruz ve yaşıyoruzki insanlık her zamankinden daha fazlasıyla ona muhtaçtır.
ÖNEMLİ HATIRLATMA
Sevgili kardeşlerim yukarıdaki yazımızın bazı sitelerde yayınlandığını ve bundan ziyadesi ile memmun olduğumu belirtmek isterim ancak yazının altına HİKMET GÜNDÜZ ibaresini koyarsanız emeğe saygının bir gereği olarak bizi de mutlu etmiş olursunuz
SELAM VE DUA İLE
Hikmet GÜNDÜZ