GECE YOLCULUKLARI

DÜŞÜNEN VE SORGULAYANLAR İÇİNDİR

DOĞU KARDENİZ GEZİMİZDEN FOTOĞRAFLAR Nisan 27, 2008

Kategori: GEZİ RESİMLERİ — geceyolculuklari @ 9:20 am

 

Akıl ve Hikmet Gözü İle Bakmak Nisan 26, 2008

Kategori: HİKMET DAMLALARI — geceyolculuklari @ 10:56 pm

AKIL VE HİKMET GÖZÜ İLE BAKMAK

Bir gün bir bir tramvay yolculuğunda yol alırken bulunduğum vagondaki insanların farklı farklı çehrelerine takıldı aklım.Baktığım ama farketmediğim bir şeyin farkına varmışdım o gün.Sanki her insan ayrı bir heykel traşın eseri olan farklı,insan versiyonlar gibiydi.Sonra kendi kendime şu soruyu sordum.Acaba bir heykeltaraş önünde hiç bir model olmaksızın birbirine benzemeyen en fazla kaç yüz insan heykeli yapabilirdi.Sonra bunun mümkün olamayacağını düşündüm.Oysaki yaşadığımız dünyayı ve bu dünya üzerinde hayat süren bir birine benzemeyen altı milyar insanı ve daha canlı cansız nice varlığı var edebilen ve daha milyarlarcasını var edebilecek, olan mükem mel bir yaratıcı var.

Düşündümki ;her bir insan gözünün renginden,saçlarının rengine,saçlarının renginden,teninin rengine,boyuna, posuna ,karekter ve mizaçlarına varıncaya kadar her biri ayrı bir insan ve ayrı birer tasarım. Milyarlarca insanın her birisinin ayrı bir tasarım olduğunu düşünmek ise,bizleri var eden bu Mevlanın ne büyük bir kudret ve ilim sahibi olduğunu gösterir bize;Öyle bir büyük kudret ve ilim sahibi varlık ki değil onun ilmiyle yarattığı milyarlarca insan oğlunun bir birine benzemeleri yarattığı insanların parmak izleri dahi bir birine benzemiyor.O her yerde her yarattığı varlıkta varlığını ilmiyle bize haykırırken,diğer yandan gizlenmesi yine onun varlığının en büyük delillerindendir.Öyle bir varlıkki insanı bütün yarattıklarından üstün yaratmış,ona özel bir değer ve kıymet vermiş,insandan başka bütün yarattıklarını insanın emrine amade kılmış.Her şeyi insan için insanıda kendi için yaratmış.Acaba bunca nimetlerin içinde yaşayıpta bu nimetleri soframıza getirene ,bütün herşeyi emrimize sunup bizi şu varlık aleminin en üstünü olarak halk edene,bu yüce yaratıcıya günlük hayatımızda ne kadar yer veriyor, acaba onu ne kadar hatırlıyoruz. İşte insan varlığını var edeni bildikçe hissettikçe insandır.

Düşündükçe insan anlıyorki bir gövde bir baş ve iki ayak üstünde yürümekle insan olunmuyor , ve yine görmenin var olan gözlerimizle görmek değil,akıl ve hikmet gözüyle görmek olduğunu anlıyor insan. Bu dünyaya gelişini ve gidişini sorgulamayan yaşadığımız evrene akıl ve hikmet gözüyle bakamayacak kadar kör ve nasipsiz , milyonlarca insan var bu alemde ; Bu ise gözleri olup ancak aynaya bakıpta kendini görmemek kadar acı bir şey.Yazar Kemal Ural KÜÇÜK ŞEY YOKTUR isimli kitabında bu konuda şöyle diyor.

** İnsanın oluşumundaki trilyonlarca hücre bir düşünce,bir amaç,bir güç,bir bilgi taşımadan, kendi kendine bir araya gelerek duyan,düşünen,ağlayan,sevinen bir “ insan olabilirimi ? “

*** Sadece kalemi değil çizdiren elide görmek gerekir .Bir karıncadan bir gübre böceğinden burada ayrılır insan!

Evet İnsan oğlu bir ressamın ortaya çıkardğığı şaheser tablonun güzelliği karşısında hayran hayran bakarda bu güzelliği ortaya çıkaran,bu güzelliğe İmza atan o ressamı hiç aklına getirip düşünmez bile.İşte insan kainattaki cennet gibi güzelliklere bakıp hayran kalırken bu güzelliklerin sahibi olan Allahı hiç aklına getirmez bile.İşte insan oğlu dediğimiz varlık budur bizim.Yine bu konu ile ilgili olarak Yazar Kemal Ural KÜÇÜK ŞEY YOKTUR isimli kitabında şöyle diyor.

Nasıl ki…! okyanusta yolunu şaşırmadan ve kayalara çarpmadan ilerleyen bir gemi o gemide bir kaptanın varlığını bize gösteriyorsa; kainattaki ve evrendeki o KUSURSUZ VE HAYRETE ŞAYAN muntazam mükemmellik de hiçbir şeyin tesadüf olmadığını söylüyor ve bize ALLAH VAR..! ! ! ! ! DİYE HAYKIRMIYORMU ?

Ne kadarda güzel bir ifade,hayatı sorgulamayan,insan olmanın değerini ve ayrıcalığını hissetmeyen,bu farkındalığın farkında bile olmayan bu dünyadan bir gölge gibi gelip geçen nice insanlar var bu dünyada

Bu kadar akıl ve hikmet gözü ile kör bir sürü insanın içinde bu nimetlerin farkında olabilmek ne büyük bir nimet bizim için. Böyle bedbahlardan olmadığımız için bir kez daha şükredelim yaradana.

Akıl ve hikmet gözünden mahrum olan nice körlerin bunca nimetler içinde yaşadıkları halde sanki kendilerine verilen bu nimetler kendi kazanımlarıymış gibi böbürlenmeleri, baba malı iİle huvardalık yapanlar gibi Allahın verdiği akılla Allaha kafa tutmaları onlar adına ne büyük bir nasipsizlik,ne büyük bir talihsizlik..

Kendi üzerlerinde hiç bir şeye malik olamayanların ( uykusu gelince uykusuzluğa,susayınca, susuzluğa, acıkınca, acıkmışlığa, v.s ) karşı koyamayıp acizliğini ortaya koyanların,sonra bu acizliklerini unutarak meydan okurcasına haşa bizde yarattık dercesine Allahın yaratma sıfatına ortaklık taslamaları ne büyük bir nasipsizlik.

Akıl ibret almak için, göz ibret nazarı ile bakmak için vardır.Ne yazıkki Bu ferasetten yoksun olanlara, bütün bu gerçekleri gözünün içine soksanız bile yinede hiç bir şey anlamazlar.Bu ise su içinde yüzen balığın sudan habersiz suda yaşaması gibi bir şey.Kuran bu tür insanları şöyle tarif ediyor.”Onların kulakları var ama duymazlar,gözleri var ama görmezler ,dilleri var ama doğruyu söylemezler.

Allah bizleri daima akıl ve hikmet gözü ile bakanlardan eylesin

Seiam ve Dua ile

Hikmet Gündüz

 

İyilik Yap At Denize Nisan 25, 2008

Kategori: Şiirler — geceyolculuklari @ 9:46 pm

İYİLİK YAP AT DENİZE

İyilikler yerde kalmaz

Ve asla zayi olmaz

Sen unutsan bile onu

Bilki Rabbin hiç unutmaz

Her şey bir bir yazılır

Her halimiz kayda geçer

Biri sağımızda kiramen

Biri solumuzda katibin

Ve görevli iki melek

Durmadan bizi izler

Ve Son nefese kadar

Bu süreç böyle işler

Yapılan her iyilik

Mutlak yerini bulur

Hem dünyada hem ahrette

Bilki sana kalkan olur

Bir gün başın dara düşer

Sonun geldi sanırsın

Sonra bir mucize olur

Paçayı kurtarırsın

Aklın almaz bu işe

Sen bile şaşırırsın

Hızır gibi yetişir

İyiliğin imadadına

Sonra secdeye gelirsin

Şükredersin yaradana

Mazlumu incitme hiç

Kimseden hiç ah alma

Yaptıysan bir kötülük

Yanına kalır sanma

Oda seni bir gün bulur

Can evinden seni vurur

Ne kadar mağrur olsanda

Taşa çalar savurur

Bir iz bırak geriye

İyi desinler arkandan

Sakın zalım olarak

Göçme şu dünyadan

Kim Allaha karşı koyabilir

İbret al firavundan

Büyüklerin her sözünde

Ne hikmetler sırlar var

Bak bize ne demişler

Ne de güzel söylemişler

İyilik yap at denize

Balık bilmezse eğer

Halık bilir demişler

Hikmet GÜNDÜZ 3 KASIM 2007 SAAT 23:50

 

Hikmet Damlaları Nisan 25, 2008

Kategori: HİKMET DAMLALARI — geceyolculuklari @ 9:25 pm

GÜZEL TESBİTLER,GÜZEL SÖZLER

****0-6 Yaş kişiliğin temel taşlarının atıldığı,köklü alışkanlıkların kazanıldığı dönemdir.

Çocuğun ince,zayıf güçsüz bileklerine,alışkanlığın bükülmez kelepçesi bu dönemde takılır.

Bu dönemde filizlenir ağaç olacak tohum..Bu dönemde açılır zihinde derin izler.

Tüm değerler çocukta;

0-6 yaş döneminde maya tutar,6-12 yaş döneminde çiçeklerini açar,tüm hayat süresincede meyvelerini verir.

0-6 YAŞ DÖNEMİ BİR ULUSUN YA KAZANDIĞI YADA KAÇIRDIĞI EN DEĞERLİ FIRSATTIR.

Asıl olan öğrenmenin zor olduğu değil ,öğrendiklerimizi unutmanın zorluğudur.

*** İnsanlar sonuçlara öfke ve nefret yağdırırda ,tohumlara nedense hiç başını çevirip bakmaz bile.

*** Göz sadece o anı,bardağı taşıran en son damlayı görür.gerçekte ise bardağı taşıran damlaların tümüdür.

Tedbir tohum toprağa düşmeden önce gereklidir.

*** Ve tekerrür eden şey aslında tarih değil tekrarlanan hatalardır.

***FELEKETLER, DERSİN BİR ÖZEL ÇEŞİDİDİR.GERÇEĞİN DAHA İYİ KAVRANABİLMESİ İÇİN,

ORTAMIN DEĞİŞMESİNE İHTİYAÇ DUYULUR BAZEN, BU DERS ALLAH’IN GAZABI KADAR RAHMETİNİDE TAŞIR

*** İnsan anlamak istemediği şeyin düşmanıdır.

*** Büyük yanlışlar yanlış anlamakla başlar.

*** Şarkı istiyorsan notalara,ağaç istiyorsan tohuma,güzel bir tablo içinse küçük fırça darbelerine yönelmelisin zira büyüğe küçükle erişilir.

*** Her tohum kendi meyvesini verir.İnsan dikkatle dünyaya baksa iki şey

“TOHUMLAR VE MEYVLER “ Yani neticeye neden olan başlangıç ve son.

***Doğruluk sevinç verir kalbe .Eğrilik kin ve kavga çıkarır.Başkasına yardımsa mutluluğu arttırır.

Korku mantığı yenilgiye uğratır.Korku aynı zamanda yalanın annesidir.Belki de tüm kötülüklerin.

*** Zerafet insanı karşı konulmaz yapar ve tatlı bir söz bütün ruhu istila eder.

***Acele ağacının meyvesi pişmanlıktır.Sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır.

***Taklit insanı kendinden uzaklaştırıp yapay bir hale sokar.Taklide özenen insan orijinal olmaktan çıkar.

*** Kalbi hırs bürüyen insandan adil olması beklenemez.

Işık ile karanlık,sevgi ile kin,güzellik ile çirkinlik,trafik lambaları gibidir biri yanınca diğeri sönüverir.

*** Yumuşaklık ve nezaket hangi şeyde bulunursa mutlaka onu süsler,hangi şeyden de çekilip alınırsa onu ayıplı ve kusurlu kılar.

*** Tembellik içinde erdem sararıp solar Erdem her aksiyonu söndüren bir hastalıktır.

*** İnadın gözü meleği şeytan görür.

***Çözümde görev almayanlar sorunun bir parçasıdır.

*** Düşünceniz ne ise hayatınızda odur.Hayatınızı değiştirmek istiyorsanız düşüncenizi değiştirin.

*** İnsanı ahlakça zenginleştiren ve asil yapan yaradılış gayesini anlamaya yönelik çabalarıdır

***Allah küçük şeylere büyük görevler yükler,gurura kapılanlara dersini en acizlerle verir;

Nemrutu sivri sineklerle,Ebrehe ve ordusunu ebabil kuşları ile helak etmesi gibi

***Kıskançlık gözü kör kulağı sağır eder.Kıskançlık ve haset insandaki erdem duygusunu yer tüketir.

*** ALKIŞ ZAYIFLARIN AMACI VE SONUDUR.

***Taassup mantığa ve duyguya uzanan yolu kapar .

*** Kendini beğenmiş insan mutluluğu kendi rahatlığı üstünde değil ,

başkalarının acılar üstüne kurar.Bütün büyük yanlışlıkların altında gurur yatar.

*** İnsan içinde ne taşıyorsa dışındada onu bulur.

***Haksızlığı ve zulmü önleyebilecek ancak titreyen bir vicdandır.

***Hayat iyi ile kötü arsında bir yarış olarak özetlenebilir.Aslında insan bu yarışı kendi

içinde bütün bir ömür yaşar.

***okuyabilen için bu evrende bir kitaptır.

***İnsan özgürlüğü ile çoğu kez esareti seçer.

*** Bir devletin değeri onu oluşturan bireylerin değerine eşittir.

*** Dünyada çıkan orman yangınlarının %70 sigara kaynaklıdır.

*** Dünyada sizden üstün olana bakmayın ki Allahın nimeti gözünüzde

küçülmesin.(h.ş)

*** Fakir insan malı az olan değil,hırsı ve arzusu çok olandır.

*** Felaketlerin başlıca kaynağı ölçüsüz arzularımızdır.

*** Dostluk gündüz gözükmez o ateş böceği gibi geceleyin parlar.

*** Allah’ı anmadan çıkan her nefes ölü bir nefestir

*** aslından uzaklaşan her şey bozulmaya ,çürümeye ve nihayet yok olmaya

mahkumdur

*** İnsan önemsiz olsaydı ,güneş her gün yeniden doğmaz,ısıtmaz,ışık vermezdi.İnsan

önemsiz olsaydı çiçekler açmaz,ekinler başak,ağaçlar meyve vermez,gökten yağmur

yağmazdı.İnsan önemsiz olsaydı Allah onun için Peygamber göndermezdi.Her şeye

anlam kazandıran insandır.İnsan olmasaydı evren ne ifade ederdi ?

SEYİRCİSİZ BİR SAHNE DÜŞÜNÜLEBİLİRMİ HİÇ ?

*** NİCE İNSANLAR GÖRDÜM ÜZERİNDE ELBİSESİ YOK.NİCE ELBİSELER

GÖRDÜM İÇİNDE İNSAN YOK.

*** EBÜ’L HASAN HIRKANİ “gam ve keder isteyin ki göz yaşı doğsun,Allah

ağlayanları sever” demiştir.

*** İnsan acıyla yenileşir.Acı pişmanlıktır.Suçu ve günahı silen yalnızca acıdır.

*** “Bir noktaya kadar mutlu olabilmek için,o noktaya kadar acı çekmek gerekir.”

*** En çok acı çeken en iyisini yapandır.

*** “İNSAN BİR ÖĞRENCİ ISTIRAB ONUN ÖĞRETMENİDİR”

*** “ Hiçbir iyilik yoktur ki önünde bir yokuş bulunmasın” Malik bin dinar

*** Dünyada bir çok yarışma, en fazla birkaç saat sürer;Allah ise insanı bütün bir ömür

dener.Ne halde ne durumda bulunursa bulunsun,sabırla insanın “ gerçeğe dönüşünü

bekler”

*** İnsanın oluşumundaki trilyonlarca hücre bir düşünce,bir amaç,bir güç,bir bilgi

taşımadan,kendi kendine bir araya gelerek duyan,düşünen,ağlayan,sevinen bir

“ insan olabilirimi ? “

*** Radyo ve televizyon dalgalarını,mor ötesi ve kızıl ötesi ışınları göremiyoruz.

Göremediğimiz halde yer çekimini,göremediğimiz halde elektronun nötronun

Çevresinde yapmış olduğu dansı inkar mı ediyoruz ? Yaşadığımız evi yaptıran

Mühendisin varlığından hiç kuşku duyarmıyız ? Basit bir sandalyede marangoz

bilgisini kabul eden bir mantık,evren mucizesi önünde neden duraklıyor.

Allahın ihsan ettiği akılla Allah’ı inkar etmek bir çelişki değimli ?

*** DÜŞÜNCEYE PENCERE AÇILABİLMESİ İÇİN DOĞA ALLAHI HEM

GÖSTERİR HEM GİZLER.( Paskal )

*** Her hücre içindeki 46 kromozomda,her biri 20 milyon sayfa içeren 46 ciltlik dev bir

ansiklopediyi doldurabilecek kadar bilgi depolanmıştır.

*** Tohumun ağaç olması evrim değil gelişimdir.SANIK AYAĞA KALK EVRİMLE

BAYKUŞMU DEVEYE DÖNÜŞTÜ,YOKSA DEVEMİ BAYKUŞA ?

*** YOLUNU GÖRSÜN DİYE ,PROJÖKTÖRÜ KARANLIK DEHLİZLERDE KİM

TAKIYOR BALIĞA ?

*** Sadece kalemi değil çizdiren elide görmek gerekir .Bir karıncadan bir gübre

böceğinden burada ayrılır insan!

*** Hem,susuz kalmışlara bulut,karanlıktakilere güneş nasıl acıyabilir? Ne pamuklu

giyinelim diye pamuk üreten bitki, ne de vitamin alalım diye meyve veren ağaç

insanı düşünmez.Nerede hangi olayda yer alırsa alsın,hiçbir atomun yada

molekülün o şeyi yapmada bir fikri olmamıştır.

*** Kainatın her şeye gücü yeten sahibini bırakıp fani insanlara ve eşyaya bağlanmak,

Allah’a bağlı değerlerin dışında bir şeyi kutsal saymak,nimetleri doğa veriyor

demek, Allah’a şirk koşmaktır.İnsanın bir muhtaca verdiği şeyi ben veriyorum

demesi de şirktir.insan aşçının elindeki bir kepçe durumundadır insan,rızkı ben

veriyorum diyebilir mi ? kepçe

*** İnsan oğlu çoğu kez beğendiği şeyde aşırılığa kaçar tapıyorum sana der .Kardeş

yapma bir gölgeden başka bir şey değilsin sen,karşıda gördüğün şey de bir gölge

ancak.”Allah ve falan kişi isterse !” sözleri de sakıncalıdır.

Bir adam peygamberimize “Allah ve sen istersen “ deyince peygamberimiz beni

Allah’a ortak mı koşuyorsun,yalnızca “Allah dilerse de” buyurmuşlardır.

*** İNSAN HEDİYEYİ GÖNDERENİ UNUTUP HEDİYEYİ GETİRENİN

AYAĞANIMI ÖPER ?

*** “Allahın varlığı bir hakikati ifade eden geometrik teorilerden daha hakikidir”

( Descartes )

***Benim din duygum ,tabiat yasalarının düzeni karşısında şaşkın bir

hayranlıktır.Çünkü tabiatta öylesine yüksek bir akıl kendini göstermektedir

ki,insanın en ince düşünceleri ve buluşları,bu aklın yanında sönük bir

gölge gibi kalır.(Einstein)

*** Bilim zihni aydınlatarak inanca kapı açar.

*** Aklınızı bir başkasına vermeniz ,vücudunuzu vermenizden daha utanılacak bir

köleliktir .

*** Nereye gittiğinizi bilmiyorsanız ne yaptığınızın önemi yoktur.

*** Bilgisizliğin en düşündürücüsü,Allah’ın mülkünde yaşayıp,onun verdiği nimetleri

yiyip,onun güneşiyle aydınlanıp,onun çiçeklerini koklayıp sonrada O’nun

varlığından habersiz yaşamaktır.

*** İnanç ,hayatı sadece yorumlamak değil,onun anlamına somut biçimde katkıda

bulunmaktır;insanın bu dünyada ne yaptığını,niçin yaşadığını,iyiliğe ne katkıda

bulunduğunu,kötülükler karşısında nasıl tavır takındığını kendine sormaktır.

*** Einstein derki “ bir ön yargıyı ortadan kaldırmak atomu parçalamaktan daha

zordur”

*** İnançlı malın ve paranın yanında inançlı kalabilendir.

***İnsanın imzası geride bıraktığı izlerdir.

***Yaptığınız işin en iyisini yapın birde zamanında yapın o zaman insanlar sizi dağ

başında dahi olsanız bulacaklardır.

***Varsın ötedursun kargalar bülbüller onları bir gün susturacak.

***Düşünce çoğu kez kederin çocuğudur.

***Kötülük düşüncelere öfke bulaştığında başlar ve öfke aklın ışığını söndürür.

***Evrene bakılınca görülür ki her şey Allahın bir planıdır.Asıl önemlisi insan oğlunun

bu plandaki yerini bilip anlayabilmesidir.

***Şebnem gibi küçük bir mürekkep damlası bir düşünceye isabet ettiği zaman,öyle

kelimeler meydana gelir ki üzerinde binlerce,belki milyonlarca insanı düşündürür.

***Ne kadar bilge olursan ol senin bilgin karşındakinin anladığı kadardır.

***Barışı sevgiyi sadece erdem sağlar ,erdem ise gıdasını inançtan alır.İnanç ise

İslam dır.

***Hayat dikenli bir güldür olumlu çabalarımıza karşı çiçekleriyle,olumsuz ve yanlış

adımlarımıza karşıda dikenleri ile karşılık verir.

***Acı söz bazen derin bir sevgiden doğar.Ama insan sadece bu acı sözü duyar o sözün

çıktığı sıcak yüreği görmez

***Bilmek demek en ufak şeyin bütündeki yerini anlamak demektir.

***Tüm sistemler “izimler” gerçeğin ancak bir parçasıdır.Gücünü bir öncekinin

yanlışlık ve noksanlıklarından alır.Bir kaç parlak sloganla doğru oynamaya çalışır

***İnsan evrendeki ahenkten,yasadan habersizse,kitaplar arasında bir ömür dolaşsada

gerçeğe ulaşamaz.

***Doğruyu bulmak için gerçek nedene inmek lazım.Çocuk küfredince ,DİYOJEN

BABAYA BU NEDENLE TOKAT ATMIŞTI.

***GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR,GÜZEL DÜŞÜNEN İSE HAYATTAN

LEZZET ALIR.GÖZÜNÜ KORUYAMAYAN KİMSE DÜŞÜNCESİNİDE

KORUYAMAZ .

***Dünü bilmeyen bugünü anlayamaz,bugünü anlayamayan kimse ise yarına

yürüyemez.İnsan ne kadar geriye bakarsa o kadar ileriyi görür..

***DÜN GEÇTİ DÜNE AİT SÖYLENMİŞ NE VARSA HEPSİDE DÜN GİBİ GELİP

GEÇTİ,BUGÜN YENİ BİR GÜN VE YENİ BİRŞEYLER SÖYLEMEK GEREK.

***

İYİLİK

Hayata anlam kazandıran şey sadece iyiliktir.İyilik bir ağaçtır ki çiçekleri sonsuza kadar açar.

İyilik öyle bir dildir ki,hem dilsizler konuşabilir hem de sağırlar işitir.

İyilik yegane eksilmeyen servettir.İnsanın bu dünyadan götürebileceği tek serveti iyiliktir.

ARI GİBİ ELİNDEN DURMADAN ALSALARDA BALINI YAŞADIĞI SÜRECE İYİLİK YAPMALI İNSAN

 

İslam Kardeşliğine En Güzel Bir Örnek Nisan 24, 2008

Kategori: Analizler — geceyolculuklari @ 7:50 am

Oğlunu sattı, bakın parasını ne yaptı

* Osman Özsoy

yazaramesaj@gmail.com

Yazıya başlık olan konuyu anlatacağım. Ama önce bu olayı hangi vesile ile anlatma gereği duyduğumuza kısaca temas edelim.

Malum, Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül birkaç gün önce Pakistan’a gitti. Pakistan ne zaman bir acıyla sarsılsa, ya da paylaşacak bir sevinci olsa, yanında önce Türkiye’yi bulur. Sayın Gül’ün son Pakistan gezisini uluslar arası ajanslar, Pervez Müşerref’in Cumhurbaş kanı seçilmesi sonrası Pakistan’a yapılan ilk ziyaret olarak verdiler.

Pekâlâ, nedir bu köklü bağın temelleri?

Hatırlarsanız, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref bir açıklamasında, “ben de şaştım” demişti. Müşerref’i şaşırtan şuydu; Pakistan 8 Ekim 2005 tarihinde 7.6 şiddetindeki büyük bir depremle sarsıldığında, Pakistan daha olayın şokunu atlatamadan, Genelkurmay Başkanlığı’nın arama kurtarma ekibi ile yardım malzemelerini taşıyan 3 uçak Etimesgut Askeri Havalimanı’ndan derhal hareket etmiş ve kısa sürede Pakistan hava sahasına ulaşmıştı.

Malum, uluslar arası tüm uçuşlar belli bir plan dâhilinde yapılır. Hangi uçağın nereden, ne zaman geçeği bellidir. Bu tür uçuşlar hava sahası kullanılacak ülkelerin iznine bağlıdır. Pakistan daha depremin şokunu yaşarken ve kendi yardım ekipleri bile henüz toparlanama mışken, Pakistan hava sahasına yaklaşan Türk uçaklarının inişe geçmek için izin istediği notu ulaşır Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref’e. Türkiye’den gelen yardımın hızı duygulandırır kendisini.

Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref, önceki akşam Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül onuruna bir akşam yemeği verdi. Abdullah Gül burada yaptığı konuşmada, “Pakistan’la biz bir aileyiz…” dedi. Türkiye ile Pakistan’ın köklü ilişkilerini tanımlayan bundan daha iyi bir tespit olamaz. Şimdi anlatacağım olayı okuyunca siz de hak vereceksiniz.

Böyle eylem görünmedi…

Birinci Dünya Savaşı sona erip de İstanbul’a düşman askerinin çıktığı ve Anadolu’nun işgal edildiği haberleri Hindistan’a ulaşınca, Hindistan Müslümanları boyunduruğu altında bulundukları İngilizleri protesto etmek için genel greve gitme kararı aldılar. Öğrenciler okullarını, köylüler tırmıklarını, memurlar ofislerini terk ettiler. “Halife ve Mustafa Kemal Paşa’ya dua etmek üzere” camilere doluştular. İngilizlerin her vesileyle taltif ettiği Hintli Müslümanlar, nişanlarını, beratlarını ve madalyalarını aldıkları mercilere iade etmeye başladılar.

Hemen Türk insanına nakdî yardım kampanyaları başlatıldı. Yardım toplamak üzere görevlendirilenler, önünde ay yıldız olan Kuva-yı Milliye kalpağı giydiler. Ankara ve İzmir sandıkları adıyla iki fon kuruldu. Fonlardan birincisi Türk ordusuna silâh ve mühimmat alımı, ikincisi de halka ilâç, yiyecek ve giyecek yardımını organize ediyordu. Yardım karşılığı verdikleri makbuzların üzerinde, “Bu hizmetinize karşılık Allah’tan on katını bulunuz” gibi ibareler yer alıyordu.

Çocuğunu Anadolu için feda etti…

Anadolu’ya yardım için herkes seferber oldu. İşte böylesi günlerden birinde Hintli bir Müslüman kadın ne yapacağını bilemez vaziyette ortalıkta deli divane gibi dolaşıyordu. Anadolu’ya yardım etmek istiyordu ama o kadar yoksuldu ki, verecek hiçbir şeyi yoktu. Zor bir karar aldı. Çocuğunun elinden tuttu ve esir pazarına götürdü.

Kendisi için paha biçilmez kıymetteki çocuğuna biçtikleri fiyat karşısında beyninden vurul muşa döndü. Fakat miktar az olsa da, Anadolu’da bu paraya ihtiyacı olan insanlar olduğunu düşündü. Sonunda bağrına taş bastı ve çocuğunu sattı

O tarihlerde henüz bağımsızlığını kazanmadığı için Hindistan sınırları içinde olan bugünkü Pakistan’da geçiyor insanın kanını donduran yukarıdaki olay. Ve o yardımlar Anadolu’ya ulaştı.

İş Bankası nasıl kuruldu?

Mustafa Kemal Atatürk, Hintli Müslümanların Türk Kurtuluş Savaşı’nı desteklemek için gönderdikleri 1 milyon liranın bir kısmını savaşın finansmanı için kullandı. İş Bankası’nın kurulması gündeme gelince, bankanın kuruluş sermayesinin dörtte biri değerindeki 250 bin liralık hisseyi Güney Asya Müslümanlarının gönderdiği parayla satın almakla kalmadı, adına açtırdığı hesaba da ayrıca yine aynı paradan 207 bin 400 lira yatırarak bankaya ciddi bir kaynak sağladı. Atatürk öldüğünde bankanın sermayesi 5 milyon liraya ulaşmıştı. Atatürk, 1,5 milyon lirayı bulan hesabıyla bankanın en büyük müşterilerinden biriydi.

Atatürk vasiyetinde bu parayı, “Malik olduğum bütün nukut ve hisse senetleriyle Çankaya’ daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne terk ve vasiyet ediyorum” diyerek CHP’ye bıraktı. İşte o CHP ve İş Bankası yönetimi, Pakistan’da yaşanan büyük deprem felaketinden sonra kendilerinden beklenen çapta bir yardım yapmadı. Hâlbuki CHP 75 yıl boyunca o paradan sürekli nemalandı.

Fakat yazının başında da belirttiğimiz gibi, Türk halkı, Pakistan’ın zor günlerimizde bize yaptığı o yardımları hiç unutmadı. Pakistan’ı kardeş belledi ve o gün bugündür bağrına bastı.

Müşerref’i ağlatan mektup…

Büyük deprem sonrası Pakistan Devlet Başkanı Müşerref’i duygulandıran sadece Türk yardım ekibinin bölgeye ilk ulaşması ve dünyadan yapılan tüm yardımların toplamından daha büyük yardımı Türk halkının yapması olmadı.

Esir pazarında çocuğunu satıp parasını Anadolu’ya gönderen Müslüman Hintli ananın yüreğindeki acıyı dindirecek bir civanmertlik örneğine şahit oldu Pakistan halkı. İşte kardeşlik budur dedirten bir olay yaşandı. Bu olayı da ancak, Pakistan Devlet Başkanı Müşerref’in kendine gelen bir mektubu açıklamasıyla öğrenebildi dünya kamuoyu.

Kütahya’nın Tavşanlı ilçesi Moymul beldesinde annesiyle birlikte yaşayan ilkokul öğrencisi Mustafa’nın diğerkâmlığını hatırlarsınız…

Anne Meryem Karanfil, oğlu Mustafa ile birlikte yaşayan ve ancak el örgüsünden kazandığı para ile geçinebilen yoksul bir ailedir. Ramazan’da ekmek almakta zorlanacak kadar yokluk içindedirler. Annesinin, “Oğlum Mustafa, iftar için ekmek al, gel” diye seslenmesinden sonra, Pakistan’da kendilerinden daha zor durumda aç ve açık insanlar olduğunu düşüne rek, annesinin verdiği paradan bir kısmını posta masrafı yapıp, bir zarfın içine de 1 YTL koyduktan sonra, elinden ancak bu kadar geldiğini iki satır mektupla dile getirdikten sonra Pakistan lideri Müşerref’e gönderen aslan yürekli Mustafa…

 

ÜLKEMİZ ÜZERİNDEKİ OYNANAN OYUNLAR Nisan 23, 2008

Kategori: Güncel — geceyolculuklari @ 8:24 pm

TETİĞİN ARKASINDAKİ ELLER

Büyük ortadoğu projesinin senaryasonu yazan senaristler yeni yeni oyunlar planlayarak bu oyunlarını aşama aşama bir bir sahneye koymaktadırlar.Bu güçler Nilden Fırata uzanan BÜYÜK İSRAİL DEVLETİNİ KURMAK İÇİN OLANCA VAR GÜÇLERİYLE ÇALIŞMAKTADIRLAR.

OYUNUN BİR AYAĞINDAKİ ÜLKE TÜRKİYE

Bulunduğumuz konum itibarı ile yer aldığımız bu coğrafyada ülkemiz iranla birlikte israilin bu büyük emellerinin gerçekleşmesine mani olabilecek, iki güçlü ülkeden birisidir.Dolayısı ile bu güçlerin bir şekilde bertaraf edilmesi veya zayıf düşürülmesi lazımki israil hedeflerine ulaşabilsin.

BUGÜNÜ ANLAMAK İÇİN DÜNÜ ANLAMAK GEREK

Geçmişte Osmanlıyı dünya sahnesinden silmek isteyen o günün Avrupa devletleri büyük ordular toplayarak ilk önce 1 HAÇLI SEFERLERİ sonra 2 HAÇLI SEFERLERİ sonra 3 HAÇLI SEFERLERİ adı altında büyük ordularlarla osmanlıya saldırdılar.Ancak her defasında büyük mağlubiyet alarak amaçlarına erişemediler.

KOCA OSMANLI İMPARATORLUĞU NASIL YIKILDI

Söğütte 40 oba çadırla bu devletin temelini atanların temel desturu kurandı.Be temel destur islamın en kıymetli hazineleri olan adalet, hoşgörü ve islam kardeşliği üzerine dayalı idi.Osmanlı bu desturla bütün dünyadaki müslümanlarını kendine bağladı.Osmanlı 99 luk bir tesbih misali farklı farklı ırklar dan olan bütün müslümanları bir araya topladı.Her birisi farklı bir ırk olan Arabı,iranlısı,mısırlısı, yemenlisi, ıraklısı ,kürdü v.s her birisi bu tesbihi oluşturan ipteki bir tesbih tanesi gibiydi.Osmanlı ise bu tesbihin başındaki imamesi konumunda idi.Ümmet olma bilinci osmanlının vazgeçilmezlerinin başında geliyordu.Herkes bir birine islam kardeşliği bağı ile sıkı sıkıya bağlıydı. Bu toplulukta herkes faklı farklı ırka mensuptu ancak herkesin önceliği kalbi kalbe bağlayan en güzel bağ olan islam kardeşliğiydi.Çünki bu inançta dünyanın neresinde olursa olsun dağudan batıya rengi, ırkı,dili ne olursa olsun bu inanç bütün müslümanları kardeş sayıyordu. Bu birliktelik bu inanç zayıflatılabilirse osmanlı ancak o zaman yıkılabilirdi.Osmanlı bir islam devleti idi asla ırka dayalı bir türk devleti değildi.Irka dayalı bir devlet anlayışı ile bu kadar büyük bir coğrafyada,üç kıtada bu kadar farklı ırklardan milleti himayesinde tutmasıda mümkün değildi.Batı bu hassas noktayı nihayet keşfetti ve nihayetinde bu birliktelik Üstün ırk hastalığını insanlık alemine bulaştıran israil oğullarından kalma kavmiyetcilik hastalığının batı tarafından osmanlıya sokulması ile bu birliktelik zayıfladı sonrada koca bir imparatorluk çökertildi.İslam kardeşliği yerine kavmiyetciliği esas alan ırka dayalı bir kardeşlik ihdas edilince herkesini önceliği islam değil ırkı,soyu ve meşrebi oldu.Böylelikle üç kıtadaki topraklar bir bir elimizden çıkarken geriye elimize sadece bir anadalu sadce bir türkiye kaldı

ŞİMDİ AYNI OYUNLAR YİNE SAHNEDE

Ülkemizde belirli zaman periyodları ile islami hasasiyetler medyayı ele geçiren güçler eliyle iyce yozlaştırıldı.Din magazin proğramlarında eğlence konusu olma konumuna düşürüldü.Dinle alakası olmayan şahıslar ( soytarılar )din bilgini gibi ekran ekran sunulurken gerçek din bilginlerine irtica yaftası vurularak halkın gözünden düşürüldü.50 yaş dilimindeki ömrüme geriye dönüp baktığımda yabancı filimlerde seyrettiğimiz RAHİPLER bizlere en iyi insan ekolü olarak sunulurken yeşilçam filimlerindeki imam rölündeki figürler ise kumarbaz,düzenbaz,ırz düşmanı,içki ve alemci olarak sunuldu.Bütün bunlar bilinçi olarak yapılarak gerçek değerler halkın gözünde değersiz kılındı.İç dinamiğimiz ve kürt kardeşlerimizle aramızda mıknatıs görevi yapıp bizi bir birimize bağlayan islam kardeşliği ve bağı zayıflatılarak aramıza ayrılık tohumları ekildi.Irkçılık tohumları yeşertilerek ayrıştırma işlemlerine başlandı.Bu oyunun neticesinde iç savaş çıkartılacak,ülke zayıf düşürülecek böylelikle büyük ortadoğu projesinin önündeki en büyük engellerden biri olan Türkiye saf dışı bırakılarak israilin hedeflerine adım adım yaklaşılmış olacaktır.Irakta peşmerge kıyafeti giyen amerikan ve israil ajanlarının sünni ve şii lerin camilerini bombalıyarak nasıl bir ayrıştırmaya gidip,sonu gelmeyen bir meshep çatışması oluşturduysalar şimdi aynı güçler PKK nın içine sızarak birlikte hareket ettikleri gün gibi aşikardır.Bu güçler P.K.K vasıtası ile yeni provakasyonlar icad ederek Türkiyede bir kürt türk çatışması meydana getirmek istemektedirler.

ESKİ İSTİHBARATCI BÜLENT ORAK OĞLUNUN SÖYLEDİKLERİ

Eski istihbaratcı BÜLENT ORAKOĞLU 22 Ekim Pazartesi günü Kanal 7 anahaber bülteninde şöyle diyor.Son 14 şehidimizin öldüğü PKK saldırısı normal bir PKK saldırısı değildir bu profosyonelce yapılmış bir saldırıdır.Şehid olan askerlerimizin hepsi eğtimli komondo askerlerdir. Bu saldırıyı yapanlara belirli güçler yardım etmiştir diyor.Ayrıca uydu vasıtası ile Askerlerimizin bulunduğu mahal PKK ya haber verilerek askerlerimiz pusuya düşürülmüştür diyor.PKK nın bu derece teknolojik imkanlara sahip olmadığından yakınıyor.Yani PKK ya ABD ve bazı güçlerin yardımından söz ediyor.Ve Türkiyede bir Türk Kürt çatışması meydana getirilmek istendiğini söyliyerek oyuna gelinmemesi konusunda bizleri uyarıyor.Netice olarak oynanan oyun geçmişte ne ise günümüzdede odur.Kıblesi bir,Kabesi bir,Kitabı bir,Peygamberi bir,Allahı bir olan insanlar kardeştir ve kerdeş kardeşi ile her şeyini paylaşır.Kardeşliğin gereği budur.Üzerimizde oynanan bu oyunları bozarak oyuna gelmeyelim

selam ve dua ile

 

Yahudi Türkler, Dönmeler Ve Sabataycılar Nisan 23, 2008

Kategori: Güncel — geceyolculuklari @ 8:21 pm

İNTERNETTEN ALINTIDIR

 

crypto-Yahudileri

Onların Yahudi olduğu bilinmez. Müslüman Türk olarak sahnelerde arz-ı endam ederler. Ülkemizde Kürt Yahudileri de bulunmaktadır. Kuzey Irak’taki Barzanî’nin karısı Yahudidir. Kürt Yahudileri kendilerini Müslüman olarak gösterirler. Ne yaparlar, ne gibi işler görürler, kimsenin bilgisi ve haberi yoktur.

 

Sabatay Sevi zuhur ettiği zaman Kürdistan’daki Yahudilerin de büyük heyecana kapıldığını Scholem yazıyor. Kaç kişi Mesih Sabatay’a iman etmiştir? O, mecburen ve yalancıktan Müslüman olduktan sonra kaç kişi imanında sebat ederek Müslüman kılığına girmiştir? Bu Doğu Sabataycıları içinden kaç büyük devlet adamı, bürokrat, fikir ve sanat şahsiyeti çıkmıştır?

Yurt dışındaki bazı müellifler, bazı kaynaklar Ziya Gökalp’in Yahudi asıllı olduğunu iddia ediyor. Elimde fazla bilgi ve veri yok ama olan kadarını ileride yazacağım. Gökalp önce Kürt ve Kürtçü olarak ortaya çıkmış sonra Türkçülük ve milliyetçilik konusunda birinci isim olmuştur. Onun dostu, talebesi, yakını Moiz Kohen de, Tekin Alp takma adıyla Türkçülük ve milliyetçilik konusunda bir çığır açmış, hatta kitaplarından birine “Kahr olsun Şeriat” başlıklı bir bölüm koymuştur. Moiz Kohen adlı bu Yahudi niçin Türkçülük ve milliyetçilik konusunda Müslüman Türkleri İslâm dışı, İslâm’a zıt bir mecraya ve vadiye çekmek istemiştir?

Kanunî Sultan Süleyman ve İkinci Selim zamanında Yahudi nüfuzu ve tesiri Osmanlı imparatorluğunda doruk noktasına ulaşmıştır. Bu konuda da yeterli araştırma yapılmamış, doyurucu kitaplar yazılmamıştır. Yasef Nassi hakkında yabancı dillerde bir yığın kitap var, bizde bir tek kitap bile yoktur.

Türkiye’de İslâm dinine ve dindar Müslümanlara açılmış savaş dinsiz Türklerin, dinden dönmüş Müslümanların işi midir, yoksa Yahudilerin, Sabataycıların işi midir?

İslâm dininin zuhurundan bu yana bazı Yahudilerin birtakım hareket ve manevraları olmuştur. Yemenli Bir Yahudi hahamı, Abdullah ibn Sebe’ ismini almış, Hazret-i Ömer’den dinî bir vazife istemiş, ilgi görmemiş, Hazret-i Osman’ın hilafeti zamanında ortaya çıkan fitneler bu zat tarafından körüklenmiş ve planlanmıştır. O gün bu gündür bazı Yahudiler İslâm dünyasında böyle çalışmaktadır.

Osmanlı imparatorluğunun yıkılışında Osmanlı Yahudilerinin ve diğer Yahudilerin rolleri nedir?
Yakın tarihimizdeki gizli Yahudiler kimlerdir?Bunlar ne yapmak istemişler, neler yapmışlardır?
Lozan andlaşmasının asıl mimarı Başhaham Hayim Nahum’dur. Hayim Nahum’un gayesi neydi?

Ankara’daki Tarih Kurumu, üniversitelerimiz, Kültür Bakanlığı’mız birtakım iddialar ve isnadlar karşısında niçin susmaktadır? İslâm dinini bozmak, asıl İslâm’ın yerine kul yapısı, reforme edilmiş, yenilenmiş, işe gelmeyen tarafları çıkartılmış, beşerî bir ideoloji ve hümanizma haline getirilmiş, sulandırılmış, ılımlı İslâm yapılmış yeni bir din çıkartılmak istenmektedir. Bu reform ve yenilikçilik hareketinde birtakım crypto-Yahudiler bulunmakta mıdır?

Normal olarak milletini, milliyetini seven, Türkiye’nin ve Türklerin yücelmesini, güçlenmesini, üstün olmasını isteyen bir Türk, kendisi dindar olmasa bile İslâm’a saygılıdır. Peki, din düşmanı, Şeriat düşmanı bir Türkçülüğün ve milliyetçiliğin arkasında kimler bulunmaktadır?

Samimî bir Türkçü ve milliyetçi olan Dr. Rıza Nur, Hatıratında “Gençliğimde dindardım, namaz kılardım, o günleri heyecanla hatırlıyorum” mealinde satırlar yazmıştır. Daha sonra dindarlığını, inançlarını kaybetmiş olmasına rağmen İslâm dinine karşı asla saygısızlık etmemiştir. Rıza Nur’un zıt kutbunda Moiz Kohen Tekin Alp bulunuyor. O Yahudi ise “Kahr Olsun Şeriat” diye yazacak kadar İslâm düşmanıdır. Acaba hangisinin Türkçülüğü ve milliyetçiliği doğrudur, hakikîdir?

Bundan birkaç yıl önce, sayın Ecevit’in başbakanlığı sırasında Kültür Bakanlığı Tekin Alp’in bir kitabını yayınladı. Ancak, Tekin Alp takma adının yanına parantez içinde “Moiz Kohen” diye yazmayı unuttu. Bu unutma gerçekten unutma mıdır, yoksa pekâlâ bilindiği halde es mi geçilmiştir?

 

Maalesef ülkemizde birtakım Yahudiler, Türkiye’yi ele geçirmek için iki kimlikli olarak çalışmaktadır. Zahirde Müslüman, gerçekte Musevî. Türkiye’deki kripto-Yahudilerin miktarı belli midir? Bu konuda kesin bir şey söylenemez. Eskiden bunların birkaç on bin kişi olduklarını tahmin ediyordum. Şimdi Harry Ojalvo (Aksiyon Dergisi’nde yapılan röportaj) gibi Türkiye’de bir buçuk milyon Gizli Yahudi bulunduğuna inanıyorum.

Onların hepsi Sabataycı değildir. Bazıları Bektaşî, bazıları Alevî postuna bürünmüştür. Mevlevîliğe, Melamîliğe girenleri de vardır Hattâ şu anda, sanırım, çatlak sesler çıkartan bazı Reformcu ve Yenilikçi ilahiyatçıların da, bunlarla alakası vardır. Kesin konuşmuyorum ama mutlaka incelenmesi gereken bir konudur bu.

Bizdeki Gizli Yahudiler milliyetçilik ve Türkçülük cereyanı ile de, çok yakından ilgilenmişlerdir. Onlar milliyetçiliği ve Türkçülüğü İslâm’a rakip bir duruma sokmak istiyorlar, bunda da hayli başarılı olmuşlardır. Aslında bir Türk milliyetçisinin, aklı başında bir Türkçünün, kendisi dindar olmasa bile Müslümanlığa ve Müslümanlara karşı son derece saygılı olması gerekir.

Yahudilere, Musevilere en fazla zarar verecek olan iki şey Siyonizm ile İsrail devletidir. Çoğu gitti azı kaldı, yakında dünya çapında korkunç ve dehşetli hadiseler olacaktır. Bekleyiniz. Türkiye Hahambaşılığı’na bağlı olan, iki standartlı ve iki kimlikli olmayan Yahudi vatandaşlarımızla fazla bir ihtilafımız yoktur.

İsrail’de, birtakım Yahudiler Türkiye ile, tarihimizle, birtakım önemli kişilerimizle ilgili önemli bilgiler ihtiva eden kitaplar, makaleler yazmışlardır. Bunların çoğu ibranicedir. Peki biz Türkiyeliler, bu yayınları incelemiş, taramış, tahlilini yapmış, gereken yerlerini Türkçe’ye çevirip kültürümüze kazandırmış mıyızdır? Maalesef… Yatakta uyuyoruz, ayakta uyuyoruz…

Türkiye’de İslâmiyet’i, Şeriatı, dindarlığı öcü gibi gösterenler; bunları devletimiz ve Cumhuriyetimiz için büyük tehlike ve tehdit olarak gösterenler kimlerdir? Laikliği çığırından çıkartanlar kimlerdir? Yakın tarihimizde bu ülke, sistemli şekilde soyulmuş, talan edilmiştir. Yekunu trilyonlarca doları bulan bu soygun ve talanı kimler yapmıştır? Ülkemizde dehşetli bir kimlik erozyonu olmuştur. Bu erozyon kimlerin eseridir? “Siyon Protokolları”nın sahte ve düzmece olduğu iddia ediliyor. Ancak şu husus da göz ardı edilmemelidir. Bazı kişilerin ve zümrelerin Türkiye’de yaptıkları, harfi harfine bu Siyon Protokollarına uygun düşüyor. Bu tatbikat kimlerin eseridir? Türkiye toplumunun millî kimliğinin ana faktörü İslâm idi. Ülkede Müslümanlık sarsılınca, İslâmî değerler terk edilince büyük bir çözülme, çöküntü, dejenerasyon meydana gelmiştir, bunu kimler yapmıştır?

İçimizden bazıları İsrail’e karşı büyük bir hayranlık, bağlılık, sevgi, dostluk besliyor. Oradaki sistem Türkiye’dekinin taban tabana zıddıdır. İsrail bir din devletidir, bir ırk devletidir, Musevî şeriatı üzerine müesses bir devlettir. Orada din ve devlet aynı şeydir. Peki, bizdeki birtakım laikler nasıl oluyor da, böyle bir devlete hayran oluyorlar?

Dönmelerin inanç Esasları

Dönmelik, “Osmanlı tebasından olup dini ve siyasi ideallerine daha rahat ulaşabilmek için İslâmı kabul etmiş görünen Yahudi cemaati şeklinde tanımlanmaktadır.

Dönmeliğin tarihçesine baktığımızda Dördüncü Sultan Murad döneminde Sabatay Sevi’nin sahte ihtidasıyla başlar. Bu yüzden onlara dönme dendiği gibi liderlerinden hareketle “Sabatayistler” de denir.

Ayrıca günümüz Türkiye’sinde dönmelerle ilgili verilen şu bilgiler çok dikkat çekicidir:
“… Dönmeler Türkiye genelinde 30-40.000 kişi civarında tahmin edilmektedir. Bunlar daha çok Edirne, İstanbul, İzmir, Ankara ve Bursa’da yaşamaktadırlar. Yoğun olarak bulundukları yer Selânik olduğu için dönmelere “Selanik dönmesi” de denilmektedir. Bundan dolayı mübadele sonrasında Türkiye’nin çeşitli şehirlerine gelip yerleşen dönmelerden doğum yerleri Selânik olanlar Selânik ismini değiştirmişlerdir. Kapalı bir cemaat hayatı yaşadıkları için dönmeler sır vermemeye özen göstermişler, eskiden olduğu gibi bugün de Türklerin yanında Türk isimlerini, kendi aralarında ise Yahudi isimlerini kullanagelmişlerdir.“Dışişleri, maliye, eğitim, basın-yayın ve üniversiteler başta olmak üzere çeşitli alanlarda görev yapanların yanında, özellikle ticaret ve sanayide önemli başarılar elde eden dönmeler de vardır. Bugün Türkiye’nin en etkili aydınları, gazete sahipleri ve köşe yazarları arasında dönmelerin de bulunduğu iddia edilmektedir. (**)”Siyonist kongrelerde önemli mevkilerde yer alan dönmelerin bazan sinsi, bazan ise açıktan açığa fakat muttariden İslâm’a ve Müsülanlara saldırmaktan, karalamaktan geri durmadıkları bir gerçektir. Gayız ve husumetleri hiç bitmeyen dönmelerin, intikam hislerini tatmin için Türk milletinin mukaddes hislerini hançerlemek başlıca görevleridir. Müslümanlığa avdeti irtica telakki ederken, Yahudiliğe avdeti ilerleme olarak kabul ederler…

Tarihsizlik

TARİHİMİZİ tahrif ede ede, milletimizi hafızasız aliene bir toplum haline getirdiler. Ortaya sun’î (yapay), düzmece, uyduruk bir tarih çıkarttılar. Halide Edip Adıvar “Türkiye’de Şark, Garp ve Amerikan Tesirleri” adlı kitabında; bizde lisan ve tarihe yapılan devlet müdahalesinin, Hitler Almanya’sındakinden ve Stalin Rusya’sındakinden daha fazla ve daha şiddetli olduğunu yazıyor.

Okullarda, üniversitelerde okutulan resmî tarihte birçok gerçek ya tersyüz edilmiştir, yahut hiç okutulmamaktadır

Tanzimat’tan bu yana vaki olan ihtilal, darbe, büyük değişim hareketlerinde
• Masonların,
• Sabataycıların,
• Dönmüş veya dönmemiş öteki Yahudilerin,
• Tekin Alp takma adıyla sözde Türkçülük ve milliyetçilik yapan kişinin ve benzerlerinin,
• “Boğaziçi aşireti”nin,
• Misyonerlerin,
• İngiliz, Amerikan ve diğer emperyalist ülkelerin ajanlarının… isimlerinden,
rollerinden, tesirlerinden bahs edilmemektedir.

Düşünebiliyor musunuz? Yüzlerce, binlerce yakın tarihimiz kitabı yazılıyor, okutuluyor ve bir kere bile Sabataycılardan bahs edilmiyor. O Sabataycılar ki, yakın tarihimize damgalarını vurmuşlardır. O Sabataycılar ki, şişirme ünlülerinden birinin New York’ta “Biz, yirminci asırda iki devlet kurduk. Biri İsrail, ötekisi……” dediği iddia ve rivayet edilmektedir. Son seksen-doksan yıl içinde Türkiye’de birtakım marksist faaliyetler yapıldı; birtakım Türkiyeliler bu ülkeyi, bu halkı, bu devleti Marks’ın ve Lenin’in ideoloji ve sisteminin kurtaracağını iddia etti. Bu konuda binlerce araştırma yayınlandı. Soruyorum:Türkiye’deki bütün marksist fikir adamlarının, aksiyoncuların, önde gelen şahsiyetlerin Sabataycı olduğunu bir tek satırla yazan tarih kitabı var mıdır? Maalesef yoktur. Farmasonlar da yakın tarihimize damgalarını bastılar. Peki okul ve üniversite kitaplarında onlardan niçin bahsedilmiyor? Bir liseli Türkiye çocuğunun Sultan Beşinci Murad’ın Farmason olduğunu bilmeye hakkı yok mudur?Müslüman Türkiyelilerin, bir kitabına “Kahr olsun Şeriat!” fasıl başlığını koyan Tekin Alp’i, nâm-ı diğer Moiz Kohen’i tanımaya hakları yok mudur?Tarihçi Nihal Adsız’ın “Gök Sultan” diye övdüğü Sultan İkinci Abdülhamid Han’ı okul ve üniversite kitaplarında yerin dibine batırıyorlar; onu tahtından indiren İttihad’çıları, Jön Türkleri, cryptoları baş tacı ediyorlar. Otuz üç yıllık saltanatı boyunca devletin, ülkenin bütünlüğünü korumuş, memlekete nice faydalı müessese kazandırmış Türk asıllı ve imanlı bir devlet başkanına olan bu kin nereden geliyor? Onu beğenmeyenlerin, onu alaşağı edenlerin bu halka, bu devlete, bu ülkeye verdikleri zararı biliyoruz. 1909′da Abdülhamid Han’ı tahttan indirdiler, 1911′de Trablusgarb’ı (Libya) ve Oniki adaları İtalya’ya; 1912′de koskoca Rumeli’yi Balkan devletlerine kaptırdılar; 1918′de Mondros’ta teslim bayrağını çektiler ve Alman denizaltıları ile Türkiye’den kaçtılar.1909 ile 1918 arasında sahte hürriyet kahramanları Osmanlı ülkesini, devletini, halkını batırdılar, bitirdiler, mahv ettiler. Vatan sathını darağaçları ile doldurdular, gazetecileri sokak ortasında katl ettiler, savaş yıllarında halkı açlıktan öldürdüler, Sarıkamış’ta yüz bin askerimizi soğuktan dondurdular, vagon ve bulgur ticaretleriyle efsanevî haram ve kara servetler elde ettiler, on yıl boyunca “Hürriyet, adalet, müsavat, uhuvvet” bağırtıları ve böğürtüleri içinde korkunç bir devlet ve parti terörü icra ettiler. Onlar kahraman oldu, zavallı Sultan Abdülhamid kızıl sultan ve hain oldu. En büyük suçu neydi? Filistin’i siyonistlere peşkeş çekmemek mi? 

 

Millî mücadelemizin tarihini de çarpıttılar.

1919′da Mustafa Kemal Paşa Samsun’a kimin emriyle ve parasıyla gitmişti? Ordudan istifa ederken Padişah’a çektiği iki telgrafın başlıklarında “Atebe-i Ulya-yı Hazret-i Hilafetpenahîye” diye yazmamış mıydı? Telgraflardan birinin altında “Kulları Mustafa Kemal…” diğerinde “Kulunuz…” diye yazılı değil miydi? 23 Nisan 1920′de Büyük Millet Meclisi Hacı Bayram Veli Camii’nde topluca kılınan Cuma namazından sonra dualar edilerek, tekbirler getirilerek, kurbanlar kesilerek açılmamış mıydı? Meclis’te yetmişten fazla sarıklı müftü, müderris, şeyh yok muydu?

Rıza Nur Hatırat’ında yazıyor: Milletvekillerine lojman bulunamadığı için yatılı bir lisenin yatakhanesinde kalıyorlarmış. Ankara valisinin emriyle her sabah yatakhanede ezan okunur, mebuslar namaza kaldırılırmış. Meclis’in ilk celsesinde başkanlığı en yaşlı üye Sinop mebusu Şerif Bey yapmış, ondan sonra sözü ünlü bir paşa almıştır. Her ikisi de açılış konuşmalarında “Bu Meclis önce Halifemizi, sonra vatanımızı kurtarmak için açılmıştır…” mealinde konuşmamışlar mıydı? Meclis zabıtlarının koleksiyonu kütüphanelerde mevcuttur. Merak eden gidip bakabilir, okuyabilir…

İşinize gelmediği için bana gerici diyorsunuz ve yazdıklarımı kabul etmiyorsunuz.
Size bir adres veriyorum: Yakın tarihimizin, Millî Mücadelenin uzmanlarından haysiyetli ilim adamı Profesör Mete Tunçay’a sorunuz. O gerici değildir. Ona “Kurtuluş Savaşımız İslâmî bir hareket miydi?” sorusunu yöneltiniz. Size “Evet, İslâmî bir hareketti…” cevabını verecektir. Nereden biliyorsun?.. Daha önce kaç kere yazdı ve söyledi…

Millî Mücadele kazanıldıktan sonra kısa bir müddet çoğulcu demokrasi devam etti, sonra tek parti rejimine geçildi. Resmi tarihler bunun da içyüzünü yazmıyor. Hangi okul ve üniversite ders kitabında, muasır medeniyeti (çağdaş uygarlığı) yakalamak konusunda Japonya ile Türkiye’nin yaptıkları mukayese edilmektedir? Böyle bir karşılaştırmaya niçin cesaret edemiyorlar? Japonya ilimde, teknikte, iktisatta, sanayide ilerledi, dünyanın on büyük devleti listesine girdi de Türkiye niçin geri kaldı, niçin sanayileşmedi, niçin Japonya’daki gibi üniversitelere, medyaya, eğitime sahip olmadı? Liseli çocuklarımıza, üniversiteli gençlerimize bu konuyu niçin anlatmıyoruz? Japonlar, binlerce karışık ve çetrefil ideogramdan meydana gelen o çok zor yazılarıyla günde 13,5 milyon adet basan günlük gazeteler yayınlıyor, 400 üniversitede kaliteli ve yüksek bir eğitim veriyor, şimdiye kadar onlarca Nobel kazanmış bulunuyor da biz Türkiyeliler böyle başarılara niçin nâil olamadık? Gençlerin bu konuları düşünmelerine, müzakere etmelerine fırsat verilse iyi olmaz mı?

İyi olur ama sonra birtakım tabular yıkılır, konvansiyonel yalanlar ortaya çıkar. Böyle bir şey bizim pembelerin, kızılların, cryptoların işine gelmez. Yıllardan beri genç nesillerin beyinlerini yalanlarla uyuşturdular. Din terakkiye (ilerlemeye) engel imiş. Ne büyük hezeyan! Hiçbir din ilerlemeye engel olmaz. Din terakkiye mâni olsaydı binlerce puta tapan, inekleri kutsal kabul eden Hindistan atom bombası yapamazdı.

Şintoizm, Budizm, Konfüçyanizm Japonları geriletmediği gibi, İslâm da Türkleri, Türkiyelileri geriletmemiştir. Türkiye’nin geri kalmasının sebepleri başkadır. Türkiye bir takım yanlış fikir ve görüşlerin, yanlış ideolojilerin akıl ve hikmet dışı tabuların, ihanet ve hıyanetlerin tesiriyle geri kalmıştır.

BU YAZI İNTERNETTEN ALINMIŞTIR

 

Baş Örtüsü ve Bir Okuyucuya Cevap Nisan 23, 2008

Kategori: Güncel — geceyolculuklari @ 11:58 am

Bir okurumuz baş örtüsü ile ilgili olarak yazmış olduğum “ HANİ ANNE “ Şiirime bir yorumgöndermiş.Şöyle diyor sevgili okurumuz.

“Şimdi sen başörtüsünü özgürlük olarak algılıyorsan, başörtüsü senin prangandır. Şimdi başörtüsü,sonra araç sürme hakkın, sonra seçme seçilme hakkın ve diğerleri elinin altından gidince o zaman göreceksin esas ağlamayı. Bende o zaman diyeceğimki bak ağladın zırladın hadi şimdi ara özgürlüğünü o zaman arayama yacaksınki demokrasin bile olmayacak ve sana yardım edecek Atatürkün…”
Değerli okuruma tabiki bizede cevap verme hakkı doğdu.

Bak Arkadaşım belliki senin başörtüsünü anlayacak kadar yeter düzeyde ne bir bilgin nede oturmuş bir islami kimliğin var.Tabi siz islamı gerçek kaynaklarından değilde islamı sulan dırmak için ekran ekran dolaştırılan islam kisvesine bürünmüş islam düşmanı münafıklardan öğreniyorsunuz.Tabi öyle olunca kılavuzu karga olanın öğrendiği ve bildiği islamda o kadar olur.Gerçek bir müslümanın baş örtüsüne karşı çıkması asla düşünülemez.Bu ülkede baş örtüsüyle sorunları olanlar aslında islam dini ile sorunları olanlardır. Allahın dini ile alakası olmayanların, kendi icat ettikleri din anlayışlarını müs lümanlara dayatmaya kalkışanların, aslında islamdan hiç anlamadıkları, meyhanenin yolunu bildikleri kadar cumanın ve caminin yolunu bilmedikleri açık bir gerçektir.Allah insanları bu dünyaya yaşamın da özgür bırakmış, taki hesap gününe kadar.Cennetide cehennemide tercih etmeyi insanın özgür iradesine bırak mış.Yani bir anlamda insanların demokratik bir sistemde kendi özgür iradeleriyle demokra tik tercihlerde bulunmaları gibi.Tabi tercihi yapan tercihininde neticesine katlanır.Yani bizim cehennemi tercih edenlere diyeceğimiz bir şey yok o onların kendi tercihidir. Ancak sizlerde cenneti isteyenlere,Allahın rızasını arzulayanlara saygı duymak zorundasın.Onların sizin tercihlerinize saygı duydukları gibi.Bu ülkede baş örtüsü takanların yani bizlerin rejimle demokrasiyle Cumhuriyetle bir sorunu muz yok.Bizim sorunumuz bu ülkede benim gibi inanacaksın,benim gibi giyineceksin,benim gibi düşüneceksin diyen jakoben dayatmacı anlayışlarladır.

BİZ DEMOKRASİ İSTİYORUZ
Demokrasiyi şöyle bir örnekle anlatabiliriz.Bir mağza düşünün bu mağzada her renkten,her modelden her yaş gurubuna göre elbiseler sergileniyor.Doğal olanı herkesin bu elbiselerden kendi zevkine uygun olanı alıp giymesidir.İşte bu demokrasidir.Bir başkası da deseki “ hayır bu mağzada sizler için sizin tercihiniz geçerli değil ,sizler için benim tercihim geçerlidir deyip herkese tek tip, tek renk, tek model olan kendi beğendiği elbiseleri giymeleri için zorlamaya kalksa bu insanların özgür iradelerine ve demokratik tercihklerine karşı çıkmak,onlara baskı ve şiddet uygulamak değilmidir.Bu davranış demeokrasi dışı jakoben bir anlayıştır.İşte bugün ülkemizde baş örtüsüne ve inanç özgürlüğü ne saldıranlar bu anlayışta insanlardır.İşte bizim sorunumuz demokrasiyi hazmedememiş olan bu anlayışlarladır.

ALIN SİZE TARİHTEN BİR ÖRNEK
Alın size tarihten bir örnek verelim.Kurtuluş savaşı yıllarında maraş fıransızlar tarafından işgal edilir.Çeşemeye su almaya gelen türk hanımlarından birine bir fıransız subayı ilişerek başındaki baş örtüsünü alır aşağıya indirir.Zorla bir fransız subayının bir türk kadınınının baş örtüsünü aşağı indirdiğini gören sütcü imam silahını çekerek fıransız subayını alnından vurur.Sütcü İmam bu haraketiyle maraşta kurtuluş mücadelesinin ilk meşalesini yakarak maraşta fıransızlara karşı ilk mücadeleyi başlatır.Neticesinde fıransızlar çekilmek zorunda kalır ve geldikleri gibi giderler.Bu gün bu ülkede başörtüsüyle uğraşanların o günkü çeşme deki baş örtüsünü indiren fıransızlardan acaba düşünce olarak ne farkları var iyi düşünmek lazım.O gün Onlar bunu islam düşmanı ve haçlı zihniyetine sahip oldukları için yapıyorlardı. Bu gün ise bunu güya kendilerini müslüman addedenler ve türk olduğunu söyleyenler yapıyor

İSTİKLAL MARŞINI YAZDIRAN RUH
Ben bir gazi torunuyum dedem 7 sene bu ülkeye askerlik yaptı izmirde yunanlılara karşı savaştı onun anlattığı hikaylerle büyüdüm.Vatan sevgisi nedir iman sevgisi nedir çok iyi bilirim.Bu ülkenin hangi zorluklarla bizlere emanet edildiğinide iyi bilirim.Bizler İstiklal marşını yazdıran o ruhun gerçek sahipleriyiz.O ruh istiklal marşını on kıtası içinde bezenmiştir.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar. /Benim iman dolu gösüm gibi serhaddim var./ Ulusum korkma nasıl böyle bir imanı boğar. /Medeniyet dediğin tek dişi kalmış cavar

Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli/Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli/Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O ruhun ne olduğunu birde çanakkalede anafartalar komutanı olan Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu yarbay Gazi Mustafa Kemal Atatürkün hatıratlarına yazdıklarından dinleyelim

“yalnız size bomba sırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim karşılıklı siperler arsındaki mesafe 8 metre yani ölüm muhakkak göğüs göğüse çarpışmalar var.Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına şehit düşüyorlar ikinci siperdekiler onların yerine geçiyorlar.Fakat ne kadar imrenilecek bir durum biliyormusu nuz öleni görüyorlar üç dakika içinde kendilerininde öleceklerini biliyorlar.Fakat en ufak bir çekinme bile göstermiyorlar.Sarsılma yok ürpeti yok okuma bilenler ellerinde kuran cennete gitmeye hazırlanıyorlar, bilmeyenler ise şahadet getirerek düşmana saldırıyor lar.Emin olasınızki ve bilesinizki bize çanakkale savaşı nı kazandıran bu yüksek ruhtur.”Diyor MUSTAFA KEMAL PAŞA


İRAN BİZE DEĞİL BİZ İRANA MODELİZ


Bu millet islamla ilgili tercihini 1000 sene önce yapmıştır.Yani binseneden beri müslümandır. Bin seneden beride inanarak başını örten her türk kadını başına taktığı baş örtüsünü Allahın kendisine taktığı nurdan bir taç olarak algılar.Bazılarının dediği gibi kimsenin kendisine iranı bir model gibi algıladığı falan yok.İran 1980 yılında humeyni devrimi ile şimdiki sisteme geçti.Biz ise 1000 senedir müslümanız.Niye iranı örnek alacağızki.Biz cumhuriyetle birlikte yönetim şeklimizi değiştirdik, ancak dinimizi değiştirmedik.Bazıları sanki cumhuriyete geçmeyi sanki din değiştirmek gibi algılıyorlar.Yakın tarihi iyi inceleyenler Atatürkün yanıbaşında kurtuluş mücadelesinde baş örtülü,çarşaflı hatta peçeli kadın fotoğrafları görürler.

Cephelere kağnılarla mermi taşıyan kadınların ortak giyimi böyleydi.

Bu resimlerde elinde bayrak tutan iki öğretmen hanım yüzü çarşaflı ve peçeli yanlarındaki öğrencilerle Atatürkü karşılıyorlar

Cumhuriyetin ilk yıllarında okullarda eğtim veren başörtülü ve çarşaflı öğğretmenler vardı Atatürk bunların giyim tarzları ile ilgili asla bir zorlamada bulunmadı.Hal böyleyken bunları iran ve sudi arabistana bağlamanın ne anlamı var.Yani bu millet kendisi bin yıldır zaten müslümanken islamı tutupta irandan ve sudilerdenmi öğrenecek?.Bu ne cehalettir böyle. 1400 yıldır bütün islam aleminde peygam berimizden bu güne müslüman kadınlar başlarını örterler.Yani 1400 senedir peygamberimiz ( s.a) dahil kuranı yanlış anladılarda bu günkü dayatmacılarmı doğruyu anladılar.Bizim Atatürklede hiç bir sorunumuz yok.Bizim sorunumuz Atatürkü kullanarak her türlü baskı ve zorbacılığı Atatürk adına yapanlarladır.Atatürk kurtuluş savaşını bu inançlı milletle kazanmış,Yine Cumhuriyeti bu inançlı milletle kurmuştur.
Atatürk günümüzdeki atatürkçü geçinen islama her fırsatta saldıran Atatürkçüler gibi asla dinsiz değildi.Bizim mücadelemiz demeokrasiyi ve millet iaradesini henüz sindirememiş olanlarladır.Biz sadece demokrasi istiyoruz.

Selam ve dua ile
geceyolculukları